ANASAYFAHAKKIMIZDAFAALİYETLERFOTOĞRAFLARİLETİŞİM
   
 


27 Şubat 2007 tarihinde kaleme aldığımız ve kamuoyu ile paylaştığımız “Yaklaşan seçimler ve İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu Gerçeği” başlıklı yazımızdan bu yana İsviçre Alevi Hareketi, hareketli günler yaşamaya başladı.

Önce 5 Mart 2007 tarihinde İABF “İsviçre Alevi Gerçeği” başlıklı bildirisinde sözüm ona 27 Şubat 2007 tarihli yazımıza bir yanıt veriyordu. Yazımızın içeriği ile ilgilenmeyen arkadaşlar, daha çok kendilerini haklı çıkarmanın çabasına girerken, sağa sola da hakaretler yağdırarak işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlardı.

Sözü edilen 5 Mart tarihli bildiri, önce altı derneğimizin imzaları ile İABF web sitesinde yayınlandı. Aradan 11 Mart 2007 tarihinde, kardeş derneklerimizin imzalarının kaldırıldığı görüldü. 12 Mart 2007 günü Solothurn AKM, İABF başkanının yeniden dernek üyeliğine dönme isteğini kabul etmedi. Bütün bu gelişmeler, bir şeylerin, söylendiğinin aksine yolunda gitmediğinin somut ifadesi olduğu halde, İABF yöneticileri her şeye kulaklarını tıkayarak, İsmail Ataş başkanlığında hızla ve kararlılıkla yollarına devam etmektedirler.

5 Mart 2007 tarihli İABF’nin “İsviçre Alevi Gerçeği” başlıklı yazısında ileri sürülenlerin neredeyse tamamına yakını, yaşanan gerçeklerden bihaber ya da ters yüz edilerek kaleme alınmıştır. Bildiride ileri sürülen görüşlerin kısa sürede yalanlanmış olması da, bu ters yüz edilmiş gerçeğimizden başka bir şey değildi.

Lugano ABKB, hakkında sarf edilen son derece yakışıksız sözlerle birlikte bir öneride bulunuyordu. Meydan okuma niteliğindeki bu öneri üzerine, 10 Mart 2007 tarihinde Lugano derneğimizin düzenlediği ve dört İABF yöneticisinin de hazır bulunduğu toplantıda, derneğimizin, üyeleri ve yönetimi ile 27 Şubat tarihli yazımızın arkasında olduğu gösterilmiş oldu.

Biel AKM için söylenenlerin yalanlanması da gecikmedi. Yönetim Kurulu, üyeleri ile aldığı bir ortak kararla, 27 Şubat 2007 tarihinde, iki kardeş dernekle birlikte aldıkları kararların ve yazdıkları yazının arkasında olduklarını resmen ilan etti. Bu karar ekte bir yazı ile üye derneklere ve ilgili web sayfalarına gönderildi.

Basel ABKB için söylenenler ve alınan ihraç kararı ise, başlı başına İABF yönetiminin olaylara yaklaşımını göstermesi açısından son derece ilginçtir. Farklı olana kapılarını kapatan, yok sayan ve dışlayan bu yaklaşım, Alevilerin yaklaşımı olamaz. Yetmişiki millete aynı gözle bakan, herkesi kendinden sayan Alevi anlayışı, kendi içinden olan bir farklılığı bu kadar kolay gözden çıkaramaz ve bunu Alevilerin bir yaklaşımı olarak kimseye anlatamaz.

Kendisine yöneltilen her eleştiriyi savuşturmak için karşı saldırıya geçen İsmail Ataş yönetimi, tartışmayı düşünsel düzlemden hızla kişisel sürtüşmeler düzeyine çekmeye çabalamakta. Kendilerine yönetilen eleştirilere cevap vermek yerine bu yolun seçilmesi ile, İABF’nin bir yönetim zaafı içinde olduğunu resmen ilan etmiş olmaktadırlar.

Önce İABF adına yayınlanan bildiri ve daha sonra İbrahim Timay imzalı bildiriyi, önce kimliğini açıklamayan Kamile Yeniyol’un kaleme aldığı yazı izledi. Her üç yazıda da göze çarpan ortak nokta, düşünceler düzeyinde bir tartışmadan ne kadar uzak olunduğu ve İABF web sayfasının, İsmail Ataş’ı aklama sayfasına dönüştürüldüğü oldu. İABF’ye üye derneklerin ortak organı olan web sayfası, üye derneklere ve onların yöneticilerine saldırının merkezine dönüştürülmüş olması üzücüdür. Bu saldırılardan en son nasibini alan derneğimiz de Solothurn AKM olmuştur.

Baştan sonra İsmail Ataş’ın savunmasını üstlenen yazı, gözünü kapatarak sağa sola saldırmakta. Sayın Başkanın ateşli savunucusu dönüp kendi yazısına bakmadan eski ve yeni (hala görev yapmakta olan) yöneticilere saldırmakta. Derneğimizin yazışmalarının yetersizliğini büyük bir hata yakalamışçasına dillendiren “ateşli savunucu” kendi yazısının eksiklerini, çoğu anlaşılmaz tümcelerdeki kelime salatasını kime yedirmeye düşünüyor.

Sevgili başkanına saldırıldığı içgüdüsü ile hareket eden ve bu tür yazıları kaleme alanlar, İsmail Ataş’ın tüzel bir kişiliği temsil ettiğini, ona yöneltilen eleştirilerin, kişiliğine yönelik olmadığını anlamalarını beklemiyoruz. Ama yine de burada bir noktanın altını çizmekte yarar olduğunu düşünüyoruz.

Yazılarımızda görüldüğü gibi İsmail Ataş’ın kişiliğine her hangi bir saldırı söz konusu değildir. Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz ve söylemekte olduğumuz, İsmail Ataş’ın yönetim anlayışı ve bu anlayışın kurumlarımıza, başta da İABF’ye verdiği zararlardır. Bu eksikliği görüp görmezden gelmemizi de kimse bizden beklemesin. Bu eksikliği gören her Alevinin konuşma, düşüncesini söyleme hakkı olduğu gibi, bu kişilerin bir derneğimizin üyesi olması veya kurumlarımızda çalışma şartının aranması da ayrıca komiktir. Bu düz mantıkla, üyesi olmadığımız hiçbir kurumu eleştiremeyeceğimiz gibi saçma bir sonuç çıkar ki bu da doğru bir yaklaşım olmaz.

Bu yüzden başta İsmail Ataş ve yönetimine ve onun savunan arkadaşlarına, bu yazılarımızın süreceği müjdesini vermek istiyoruz. Umuyor ve diliyoruz ki arkadaşlar da bu tartışmaları olması gereken düzlemde yaparlar ve bundan kazanan da İsviçre Alevi Hareketi olur.

Başlangıç olarak da Sayın İsmail Ataş, bolca sözünü ettiği şu iki çizgiyi bize anlatmalıdır. Yetmiş iki millete aynı gözle bakmayı öngören Alevi öğretisine siyasal kavramlarla yaklaşmanın ne kadar doğru olduğunu ve bu kavramların arkasına saklanarak kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmenin Alevilikle nasıl bağdaştığını açıklayarak bu tartışmaya girmelidir. Ardından, Alevi hareketinin içinde onca zamandır yer alan İsmail Ataş’ın bu harekete düşünsel katkıları neler olmuştur. Hangi konularda düşünce dağarcığımıza bir şey katmıştır. Okuyabileceğimiz, yazdığı bir yazı, makale var mıdır? 

Her yöneticinin yazma yetisinin olması gerekmiyor elbette. Ancak yöneticilerin örgütleme üzerine düşüncelerinin olması ise olmazsa olmazlardandır. Bu durumda Sayın Ataş bize, derneklerimizin neden üye kayıpları yaşadığını ve İABF’nin neden kimi kurucu üye derneklerinden uzaklaştığını açıklayabilmesi gerekmektedir. Her şey bir yana kendisini her eleştireni “hain” ilan etmenin, tartışmaları kişisel bir düzeye çekmenin hangi alt kültürden beslendiğini bize açıklaması gerekmektedir. Bu alt kültürün Alevi inancı ve ahlakı ile bağını nasıl kurmakta olduğunu da bilme hakkımız olduğunu düşünüyoruz.

Sayın Ataş’ın belirttiğimiz noktalarda kendi kaleminden bir açıklama yapacağını beklediğimizi ısrarla vurgulayıp devam ederken, İABF yönetici arkadaşlarımızın kaleme aldığı bildirinin üslubu ve içeriğini süsleyen hakaretleri görmezden geldiğimizi belirterek bize yakışan bir tartışma zemini oluşturmak amacıyla 27 Şubat 2007 tarihli yazımızı bazı noktalarda derinleştirmek istiyoruz. Her yazımızda farklı bir sorunumuzu öne çıkararak, daha düzeyli bir tartışmanın, İsviçre Alevi Hareketinde hâkim olmasını istiyoruz. Bu yolla sorunlarımızın irdelenmesi, yeni çıkış yollarının yaratılması mümkündür diye düşünüyoruz.

 

 

 

Neden örgütlülük?

Demokratik kitle örgütleri bir zaruretten doğarlar. Kendiliğinden laf olsun diye kurulmuş hiçbir kitle örgütü yoktur. İsviçre’nin değişik bölgelerindeki Alevi kültür merkezleri ve dernekleri de, Alevilerin kendi inançlarını ve kimliklerini yaşama, sonraki kuşaklara aktarma isteğinden doğmuş kurumlardır. Bu kurumları var eden, onlara duyulan gereksinim, bir talebin karşılanmasındandır. Bu anlamda denekler, cemiyet ve spor kulüpleri, kitlelerin taleplerini karşılamak için birer araçtırlar.

Bu araçların güçlü, etkin olabilmesi, onların kitleselliğinden geçer. Ancak kitlesel olmasının biricik ve yegâne koşulu da, bu kurumların demokratik olması gerekliliğidir. Kısaca denebilir ki; demokratik kitle örgütleri, kitleselliklerini demokratik olmalarına borçlu olan örgütlülüklerdir.

Bir örgütlülüğün demokratik olabilmesi için, adında “demokrasi” sözcüğünün olması ve/veya onun her fırsatta “demokratik kitle örgütü” olduğunu söylemek yetmez. Demokratik kitle örgütlerinde tüzük kurallarının uygulanması ve gerektiğinde bu tüzük kurallarının ihtiyaca göre yeniden düzenlemesi şarttır. Tüzük kurallarının uygulanması ne kadar önemli ise, örgüt içi demokrasi de olmazsa olmaz koşullardan biridir.

Üyelerin özgürce düşüncelerini ifade ettiği, farklılıklarını söylemekten çekinmediği ve bu farklı düşüncelerin farklı düzlemlerde ifade bulduğu, yaşama geçtiği bir örgüt, kitleselliğini koruyabilir ve gelişir. Farklılıkların dile getirilmesi, tartışma kültürü çerçevesinde kalması, kişiselleştirilmeden yürütülmesi ve konuya, konunun özüne bağlı kalınması ile mümkündür. Aksi, kısır çekişme ve didişmeden öteye geçemeyen bir kör dövüşü olmaya adaydır.  Bütün bunların olmadığı yerde ise; kurumunuza taktığınız güzel adlar, onun için dilinizden düşürmediğiniz olumlu sıfatlar ve tüzüğüne yazdığınız soylu, bir o kadar anlamlı amaçlar, o kurumun ayakta kalmasına yetmez ve örgütlülüğünüz giderek kan kaybeden ve daralan örgütlülük olur.

Yönetme sanatı; bütün farklılıkların bir arada özgürce canlı tartışma süreçlerinden geçtiği ve bu tartışmalardan güçlenerek, tartışmanın tüm taraflarının belirlenen ortak hedefe yönlendirildiği noktada kendini gösterir. Demokratik, çağcıl olmanın yegâne önkoşulu, kurumlarımızın üyelerini birey olarak görmelerinden geçer. Yöneticilerin isteklerine, aldıkları kararlara körü körüne üyelerin katılmasını istemek, tekke tarikat zihniyeti değilse, buna duyulan özlemdir. Bu özlem de, kitle örgütlerinin demokratik olması koşulu ile çelişir.

Kitle örgütlerinin illegal gizli örgütler gibi algılanarak “giz” ve “sırlarının” olduğunu ileri sürmek, onu daraltmak ve kirli ilişkiler ağına çekmek anlamına gelir. Demokratik kitle örgütleri olabildiğince saydam ve açık olmalıdırlar. Bu açıklık ve saydamlık, bu kurumların kirlenmesinin ve zaman içinde amaçlarından sapmasının da önündeki en önemli engel olur.

Kaldı ki sözü edilen Alevilik gibi bir inanç olunca, bunu başarmak hiç de zor değildir. Alevilerin kendi dışlarında var olan farklılıkları dahi ötekileştirmediği göz önüne alınırsa, bunu kendi içlerinde yapabilmelerinin önünde hiçbir engel olamadığı kendiliğinden anlaşılacaktır.

 

İsviçre Alevi Hareketinin bugün bulunduğu yer

İsviçre Alevi Hareketinin bugün bulunduğu yer, kendi içinde bir paradoksu ifade etmektedir. İsviçre Alevi Hareketi bir yandan daralan, kan kaybeden örgütlülüğü yaşarken, diğer yandan geldiği nokta, hareketin önüne daha büyük görevler koymuştur.

Alevi Hareketinin başlangıç aşamasında bir dernek lokalinde bir araya gelmek, birlikte olmak ve inançlarını yaşamak yeterken, bugün gelinen noktada bu yetmemektedir. Aleviler yaşadıkları her alanda kimliklerinin tanıması ve inançlarının kabul görmesini istiyorlar. Bu da bir dernek ve kültür merkezi lokalinde bir araya gelmenin çok ötesinde ve ilerisinde görevlerin üstesinden gelinmesini zorunlu kılıyor.

Bu gerçeği görmeden yürümek, yol almak yerine duvara toslamakla eş anlamlıdır. -Ki olan da tam da budur.- Alevi Hareketinin bu gün önümüze koyduğu görevler, bunların üstesinden gelebilecek kadroların olması ile mümkündür. Gelinen noktada, baştaki alışkanlıklar ve yönetmelerle, hareketin bugününe yanıt vermek artık olanaksızdır. İyi kötü bir lokal yeri, kırık dökük sandalye, masa kara düzen, tüzük kurallarından bihaber bir yönetim anlayışı ile bugün sorunların üstesinden gelmek ve önümüzde duran görevleri layığı ile yerine getirmek artık olanaksızdır.

Yurtdışında yaşadığımızı unutmadığımızda, iyi bir dil bilgisi ile resmi makamlarla, yerel demokratik kitle örgütleri, partiler ve sendikalarla canlı bir iletişim içinde olmayı da gerektirmektedir. Bütün bunlara uygun yönetici profili ne yazık ki ilk kuşaklar arasında sınırlı sayıda mevcuttur. Genel olarak adam bolluğunda adam sıkıntısı yaşandığını söylemek durumundayız. Bu gerçeğimizi atlayarak ve her şeyi, ben istedim oldu mantığı içinde, dar ama bizim denetimimizde olmasını istediğimiz örgütlülüklerle götürebiliriz. Bu da en baştan, kitlelerden kopmayı, daralıp zaman içinde yok olmayı kabul etmek demektir. Bu tarihsel sorumluğu üzerine alanlardan olmak istemiyorsak, yol yakınken dönmesini bilmek de bir erdemdir.

İsviçre Alevi Hareketi şimdi zaman kaybetmeden bu günü değil yarını örgütlemelidir. Bir yandan ortak aklı kullanarak birlik beraberlik içinde önünde duran sorunların ve görevlerin üstesinden gelirken bir yandan da genç kadroların yaratılmasına çalışmalıdır.

 

Neler İstiyoruz?

Öncelikle birliğimizin yeniden kurulmasını, aradaki kişiselleşen sorunlardan bir an önce uzaklaşılmasını, yazarken konuşurken yapıcı ve somut sorunları ortaya koyan ve çıkış yolları arayan bir anlayışın öne alınmasını istiyoruz. Kurumların kalıcılığı, kişilerin ise bu kurumlarda gelip geçici olduğu bilinci ile hareket edilmesi gerekmektedir. İsviçre Alevi Hareketine emek vermiş hiçbir canımızın emeklerinin yadsınmayacağı ve bu emeklerin her düzlemde onurlandırılacağı bir anlayış ve yaklaşımla hareket edilmelidir.

İster dernek ve kültür merkezlerimiz düzeyinde, isterse de Federasyonumuz düzeyinde olsun, Alevi inancına ve değerlerine hizmet vermiş, emek harcamış her Alevinin, yaptığı hatalar bir yana iyi niyetlerinden şüphe etmediğimizi ve kimsenin de buna şüphe ile yaklaşmaması gerektiğine inanıyoruz.

Söz konusu olan suç, sınırını aşmamış hatalarımız ise, bu hataların giderilmesi amacı ile eleştiri mekanizmasının kullanılmasının elzem olduğunu ısrarla vurguluyor, her özeleştiriyi severek ve içtenlikle kabul etmek yanlısı olduğumuzu belirtirken olası hatalarımızın özeleştirisini vermeye hazır olduğumuzun bilinmesini istiyoruz.

Bir kamplaşmanın yaşanmasının kimseye, özelikle de Alevilere bir yarar sağlamayacağının görülmesini ve hatada ısrarcı olunmamasını istiyoruz.

Bizlerin, ne İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, ne de kardeş örgütlerimiz ve onların yan kuruluşları ile bir sorunumuz olmadığının görülmesini ve eleştirilerimizin keyfice şu veya bu yana çekilmesi yerine, üzerinde düşünülmesini istiyoruz.

İsviçre Alevi Hareketinin geldiği bu noktada, geçmiş anlayış ve alışkanlıklarla, başta İABF’nin ve diğer kurumlarımızın yönetilemeyeceğinin artık görülmesini, yeni anlayış ve yöntemlerin uygulanmasının önünün açılmasını istiyoruz.

Ortak akla dayanan ve gücünü tüm İsviçre’deki Alevilerden alan bir yönetim anlayışının oluşması için, şimdiye kadar görev yapan arkadaşların, bu gelişmenin önünde durma ısrarından vazgeçmesini istiyoruz.

Bütün dernek ve kültür merkezlerimizin ve önde gelen Alevilerin hazır bulunacağı bir tartışma ortamının yaratılması ve bu tartışma zemininden birlik beraberliğimiz sağlanmadan ayrılmayacak iyi niyet ve sabrın gösterilmesini istiyoruz.

Yeniden yapılanmanın sağlanması için, ilk yazımızdaki her derneğin seçilmiş başkanlarından oluşan bir yönetimin iş başına gelmesini ve en azından bir yıl bu yönetimin yeni yapılanması sürecinde, ihtiyaçlarımız doğrultusunda şekil verilmesi için bir şans verilmesini istiyoruz.

Farklılıklarımızı zenginliğimiz gören ve bundan güç alan bir anlayışa hızla dönülmesini istiyoruz.

Alevi etik değerleri içinde kalan bir anlayış ve yaklaşım içinde olmanın bize en çok yakışan olduğunun görülmesini ve kırıcı, kişiselleşen anlayış ve yaklaşımlardan hızla uzaklaşılarak, örgüt ilişkileri içine ticari ilişkilerin asla alınmamasını istiyoruz.

Gençlerimizin daha çok önemsenmesini ve gelecek yöneticiler olarak inançsal ve yönetimsel beceriler kazanmasının olanaklarının yaratılmasını istiyoruz.
 

Biel ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi

Basel ve Çevresi Alevi Bektaşi Kültür Birliği

Lugano Alevi Bektaşi Kültür Birliği