1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Kıvırcık Ali hayata gözlerini yumdu

PDF Yazdır e-Posta

Kıvırcık Ali olarak bilinen ve sevilen sanatçımız Ali Özütemiz, 11 Ocak 2011 tarihinde saat 05.30 sularında Çatalca ilçesinde geçirdiği trafik kazası sonucu Hakka yürüdü. Berlin Anadolu Alevileri Kültür Merkezi olarak Hakka yürüyen Canımız Ali Özütemiz’i saygı ile anıyoruz.

*****

Edinilen bilgiye göre; Özütemiz, Beşiktaş’taki bir stüdyoda gece geç saatlere kadar kaset çalışması yaptıktan sonra Büyükçekmece Güzelce’de bulunan evine döndü. Özütemiz, saat 05.30 sıralarında evinden çıkarak Ankara’da katılacağı bir televizyon programına yetişebilmek için Atatürk Havalimanı’na doğru hareket etti. Ancak Özütemiz cipiyle Tepecik bağlantı yolunda kaza yaptı. Çamur nedeniyle kayganlaşan yolda kontrolü kaybeden Özütemiz aracıyla takla attı. Araçta sıkışan sanatçıyı itfaiye ekipleri bulunduğu yerden çıkarttı. Fakat sağlık ekiplerinin tüm müdahalelerine rağmen Özütemiz kurtarılamadı.

İBER müzik şirketinin sahibi İbrahim Yılmaz, Kıvırcık Ali için albüm çalışması yaptıklarını belirterek, ”Repertuvarını seçmiştik” dedi. Albüm çalışmalarını sürdüren sanatçının evinden Ankara’ya gitmek için ayrıldığını aktaran Yılmaz, ”TRT’ye gidiyordu. Albüm çalışmasını yapıyorduk. ‘Perişan Halim” adlı bir parçasını onaylamıştık, en son orada görüştük. Repertuvarını seçmiştik. Çok üzgünüz” diye konuştu.

Sanatçı Tolga Sağ ise kazanın çok tehlikeli bir yolda yaşandığını, tehlikenin hala devam ettiğini belirterek, ”Ali çok büyük bir sanatçıydı. Türk Halk Müziğini insanlara sevdirmeyi başardı. Çok çalıştı ve başardı. Ben en son yılbaşında telefonla görüştüm. Mekanı cennet olsun. İyi insandı” dedi.

Ferhat Tunç da Özütemiz’in, alçak gönüllü ve kendi alanında çok başarılı biri olduğunu söyledi. Herkesin yardımına koşan sanatçının, gençlere destek olduğunu dile getiren Tunç, ”Sözün bittiği yerdeyiz. Çok acı bir olay. Böyle bir ölümü hak etmiyor. Çok üzgünüm” ifadesini kullandı.

Kazanın duyulmasının ardından, Ceylan ve Pınar Sağ’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda sanatçı hastaneye geldi.

*****

SON ALBÜMÜNDEKİ TÜRKÜ SANKİ BUGÜNÜ ANLATIYORDU

Ali Özütemiz’in son albümü Hepimize Yeter Dünya’da seslendirdiği Nerdesin türküsü sanki bugünü anlatıyordu. Ali Özütemiz, sözü ve müziği kendisine ait olan Nerdesin adlı türküde, “Izdırabı gül suyuna bandılar / Gülüm seni arar oldum nerdesin / Ayrılığı altın tasta sundular / Ölüm seni arar oldum nerdesin” diyordu.

YARDIMSEVER BİR SANATÇI

Ali Özütemiz’in ailesi ile akrabalarının yaşadığı Avcılar’daki Yeşilkent Mahallesi hüzne boğuldu. Ali Özütemiz’in kendi yaptırdığı Er Mahmut Dede Cemevi önünde toplanan kalabalık, birbirine başsağlığı diledi. Adli Tıp Kurumu’ndan alınan cenaze cemevine getirilirken, trafik durdu. Kalabalık cenaze aracı cemevi önüne yanaşmadan, tabutu omuzlara alıp taşıdı. Bu sırada cemevi önünden feryatlar yükseldi. Yıllarca maddi manevi yardım ettiği mahalle halkı da ona olan saygılarından cemevi önünde toplandı.

3 HAFTA ÖNCE 3’ÜNCÜ ÇOCUĞUNUN MÜJDESİNİ ALMIŞTI

Ali Özütemiz’in cenazesi cemevine getirilirken geçen yıl evlendiği ikinci eşi Aslı Özütemiz, tabutun arkasından yanındakilerden aldığı destekle yürüyebildi. Yakınları Aslı Özütemiz’in üç aylık hamile olduğunu açıkladı. Babasının fotoğrafını elinden düşürmeyen Aslı Özütemiz’in ilk eşinden kızı Ecemsu, sürekli ağladı. Aslı Özütemiz’in Ankara’da vatani görevini yapan oğlu Eren’in birliğinden izin alıp, İstanbul’a doğru yola çıkacağı öğrenildi.

*****

ÖZGEÇMİŞİ:

Asıl Adı Ali ÖZÜTEMİZ olan, Kıvırcık Ali 11.10.1968 yılında Tokat’ın Turhal ilçesinin Erenli Köyü’nde, dokuz kardeşin en küçüğü olarak dünyaya geldi. Doğduğu gün babasının ölümünün 40 ekmeği verilmekteydi. Hal böyle iken dedesi “İşte oğlum geri döndü” der ve babasının ismi olan ALİ adını verir. Babası kendi yöresinde Aşık ALİ olarak bilinen ve çok sevilen mahalli bir halk ozanıdır. Sanatçı büyüyüp okul çağlarına geldiği zaman türküler söylemeye başlar. Bağlamaya ve halk müziğine olan ilgisi, köye gelen ozanları ve dedeleri kapı aralarından dinleyerek başlamıştır. Kah ırgat tarlasına ekmek götürürken, kah koyun kuzunun peşinde koşarken çan sesleri ile sesinin birleştiği anda her şeyi unutur, unutur da bir türkü tutturur.

Bir kayanın üstünde türkü söylerken hayallere dalar ve bu esnada derinden bir ses duyar; “güccük güccük” diye, bu ses evin en küçüğü olmasından dolayı güccük ismini takan annesi Gülbahar hanıma aittir. Oğlunun bu durumunu fark eden Gülbahar hanım, elinden tuttuğu gibi eve götürür ve gözü gibi koruduğu bağlamayı sakladığı yerden çıkararak “al güccüğüm Ali’m babandan sana yadigar” deyip bağlamayı eline tutuşturur. Sanatçı büyük bir sevinçle annesinin elini öperek bağlamayı alır. Hayatında ilk kez mutluluğun göz yaşlarını o an döker. Sevinci çok uzun sürmez ve bağlaması bir kaza sonucu kırılır. Onca yoksulluğa ve maddi imkansızlıklara rağmen, bu duruma üzüldüğünü gören eniştesi Mehmet ve en büyük abisi Sadık, fırtınalı karlı bir kış sabahı sanatçıyı da yanlarına alarak Turhal’ın yolunu tutarlar. Turhal’da bulunan Kılıç Saz Evi’ne giderek, yeni bir bağlama alırlar ve Küçük Ali bağlamasına kavuşmanın mutluluğu ile köye döner.

O dönemde İstanbul’dan eşini defnetmek için gelen Ozan Mahmut KAYA, bu üzüntüsüne rağmen ricaları kıramayarak sanatçıya 15 gün boyunca ders verir. Bu süreçte köyde hem dedelik, hem de ozanlık geleneğini sürdüren Sadık KÖRPECİ dededen de feyz alan sanatçı ilkokul 3’üncü sınıftan itibaren sınıf öğretmeni Fevzi KÜPELİ’nin de desteği ile bağlamasını geliştirmeye devam eder.

Mahzuni ŞERİF, Abdullah PAPUR, Ali KIZILTUĞ, Ali Ekber ÇİÇEK, Muhlis AKARSU, Rıza ASLANDOĞAN, Arif SAĞ, Musa EROĞLU ve Sebahat AKKİRAZ gibi büyük üstatları dinleyerek büyür ve örnek alır. Zamanın çoğunu bağlama çalarak geçiren sanatçı artık epey yol kat etmiş ve çevre köylerde de fark edilerek davet edilmeye başlanmıştır….

Sanatçı bu süreci şöyle anlatır;
“1968’de Tokat’ın Turhal ilçesinin Erenli Köyünde doğdum. Babamı hiç görmedim, ben doğmadan 37 gün önce bir kazada vefat etmiş. 9 kardeş yetim büyüdük. Ben en küçükleriyim, yani annemin de dediği gibi ailenin en güccüğü. Okul yıllarımda çalışkan, başarılı ve bir o kadar da haylaz bir çocuktum, ele avuca sığmazdım. Öğretmenlerim bana Cin Ali derlerdi neydem dedeme çekmişim. İlk okuldan sonra maddi imkansızlıklar ve yetersiz koşullardan dolayı okul hayatıma son vermek zorunda kaldım. İşte böyle başlayan öyküm büyük abim Sadık’ın da desteği ile 1983’te beni İstanbul’a kadar getirdi. Öyle değil midir? Yoksulluk Anadolu insanını hep gurbete düşürmemiş midir? Belki önce köyden bir kasabaya, sonra büyük kentlere ya da dünyanın dört bir bucağına… Yani benim deyimimle “Üçüncü gurbete” say say bitmez.
İstanbul Kasımpaşa’da Güngör Saz Evi ve yapım atölyesinde çalışmaya başladım. 1,5-2 yıl sürdü. Aynı zamanda Tepebaşı Gazinosunda düzenlenen ses yarışmasında Aşıklama dalında birincilik aldım. 1985 yılında ASM Müzik Kursu’na kayıt oldum. 3 ay süren solfej eğitiminden sonra aidatlarımı ödeyemediğim için ayrılmak zorunda kaldım. Oradan ayrıldıktan sonra da 3 yıl kadar konfeksiyon atölyelerinde çalıştım. Bu süreçte gece kulüplerinde, düğün salonlarında vb… bağlama çalarak, zor koşullarda hayata tutunma mücadelesi verdim.”

Gazino ve düğün salonlarında çalışmaya başladıktan sonra saçlarının uzun ve kıvırcık olmasından dolayı Kıvırcık Ali olarak anılmaya başlar ve 1988 de Şadıman Hanımla evlenir. Oğlu Eren ve kızı Ecemgül hayatına kocaman bir mutluluk getirirler. Bugün Eren 15, Ecemgül, 10 yasında .Hayat iste! Bugün bu evlilik sürüyor olmasa da Kıvırcık Alinin çocuklarına düşkünlüğü biliniyor. Ayrıca yokluğunu aratmayan Şadıman Hanımla da saygın bir ilişkisi var… 1990-91 yıllarında vatani görevini yapar. Askerden sonra artık kendi duygularını müzikal anlamda dile getirmeye başlayan sanatçı, besteleri kendisine ait olan ve zor koşullarda çalışıp kazandığı birikimi ile 1994-1998 yılları arasında 3 albüm yapar ama maddi imkansızlıklardan dolayı bu albümler piyasaya sürülemez.
1995’de İbrahim AKKAYA ve Mustafa YILMAZ ile birlikte Grup Turnalar’ı kurarlar. 1996’da ilk albümleri olan “Türkülerden Türkülere Yol Eyledik“ adlı albümle profesyonelliğe adım atar. 1998’de ikinci albümleri olan “Türküler Kimliğimiz” i çıkartırlar. Bu albümde müziği Kıvırcık Ali’ye ait olan “Turnalar” adlı eser de yer alır. 1983’ten bu yana maddi manevi desteğini esirgemeyen, hala prodüktörü olan, kirvesi ve can yoldaşım dediği İbrahim YILMAZ’ın desteğiyle 1999 yılında ilk solo albümü olan “Gül Tükendi Ben Tükendim” piyasaya çıkar. Kıvırcık Ali müzik ile iç içe büyüdü, emek verdi. Albümlerine gelince, her defasında ayrı bir tat ve renk alınıyor, dinledikçe dinlenesi gelen türküler ile dilini çözüyor gecelerin.
Müzik hayatına ilk adımını attığında yol göstericileri ve manevi destekçileri; Musa EROĞLU, Güler DUMAN, Edip AKBAYRAM olur. Kıvırcık Ali ise onların rehberlikleri doğrultunda kendini her daim geliştirerek, Türkiye’yi en ücra köşesine kadar dolaşıp konserler verdi. Almanya’ya o kadar çok gidip geldi ki, bir gün vizesinde problem çıkıp Almanya’ya giremeyince oradaki Türkler Alman Konsolosluğu’nu telefon yağmuruna tutar ve vizesindeki sorun giderilir. Müzik piyasası geleneksel kalıplarıyla başarısına akıl sır erdirememişse de aslında O’nun sırrı basit: Yüreğinin hüznünü, sevincini, burukluğunu, coşkusunu türküleri aracılığıyla dünyaya haykırmak.

O her kesime hitap ediyor; Solcusu, sağcısı, rockçısı, popçusu her kesimden dinleyeni var. İlk zamanlar ismi biliniyor ama kendisi bilinmiyordu. Şimdi ise tüm kitlelere hitabından dolayı herkes tarafından tanınıyor. Geniş bir dinleyici kitlesine sahip. Albümlerinde en az on eserin müziği kendisine ait. Bestelerini Edip AKBAYRAM ve Sibel CAN’ başta olmak üzere bir çok sanatçı seslendirmiştir. Kısa zaman içerisinde yurt dışındaki gurbetçilerimize konserler vererek, özellikle ozanlık geleneğini, Anadolu türkülerini içinde barındıran besteleri ve kendi tarzını ortaya koyan yorumuyla, ünü Avustralya ve Kanada’ya kadar ulaştı.

Kıvırcık Ali’nin serüveni “GÜL TÜKENDİ BEN TÜKENDİM”, “ISIRGAN OTU”, “ÜÇÜNCÜ GURBET” adlı albümleri ile başladı ve bu serüven, daha nice türkü üreteceğe benzer. Bilindiği üzere, özellikle Halk Sanatçısı, kendisine ve topluma yabancılaşmayan, öznel hayat tecrübesini sanatının gücüyle halkıyla bütünleştirebilen ve bu süreçte halkının duygularına da tercüman olabilmeyi başaran kişidir. Bu bağlamda Kıvırcık Ali, öznel dramlarını Türkülerimizin o inanılmaz deryası içinden gelen bir çoşkuyla “GERİYE DÖNÜN SENELER” isimli son albümüyle adeta bu mevsimde gönlümüze düşen, dördüncü bir cemre misali sürdürmektedir.

Zaten parlak yıldızlar, kendi mütavazi gölgelerinde, kendileri gibi olmaya çalışırlarken doğarlar.

Kaynak: www.kivircik-ali.com