| Kerbela |
|
|
|
| Yazar Dr.Ismail Kaygusuz | |||||
| Salı, 05 Eylül 2006 | |||||
Sayfa 3 Toplam: 3 Medine valisi Velid b. Akab, Imam Hüseyin’i Yezid’e biat etmege zorlayinca Mekke’ye göçetmisti. M. Momen: “Islam yasalariyla alay eden bir sarhos olan Yezid’in halifelik makamina oturmasi namussuzca bir tecavüz, bir gasipti. Küfe’de halk bir kere daha kaynasmaya basladi. Artik Medine’ye Hüseyin’i Küfe’ye gelmeye ve kendilerine liderlik yapmaya zorlayan mektuplar ve haberler geliyordu”diye yaziyor.(Agy.s.28) Çagiran Küfe’nin nüfus çogunlugunu olusturan kozmopolit halki mi? J. Wellhausen’in açikladigi gibi, Küfeliler ondan yanlarina gelmesini ve baslarina geçerek Emevi egemenligine karsi ayaklanmasini istediler. Hüseyin’e mektup yazanlar her kabileden nüfuz ve itibar sahibi kimselerdi. Ayrica sayica ve nüfuzca önde gelen Yemenliler de bulunmaktaydi. Kisacasi kentin yerli zenginleriyle, Küfe’ye yerlesip varlik sahibi olmus yabanci kabilelerin baslariydi. 1) Hüseyin Müslim Akil’i Küfe’ye Gönderiyor Hüseyin Küfe’den gelen çagrilari degerlendirmek istedi. Yezid’in valileri, hangi sehirde oturursa otursun ona boyun egmege zorlayacaklardi.Onun için Küfe’ye gitmeye ve orada sansini denemeye karar verdi. Baska çikar yolu da yoktu. Ondokuz yildan beri Medine’de yasadigi ekonomik gözalti Ali ailesini giderek yozlasmaya itmisti. Zaten Medine zevk, eglence ve mizah merkezi halini almis; buradaki Hasimiler siyasetten ve savaslardan uzak, Peygamberin kabilesinden olma ayricaliginin zevkini çikariyorlardi. Imam Hüseyin bu yozlasmayi ve kendi ailesinin prestijinin azaldigini görüyor üzülüyordu. Küfe’de istediklerini bulamazsa, büyük olasilikla Yezdicerd’in kizi olan karisi Sehriban’in ülkesi Iran’a geçip, oraya yerlesmeyi düsünüyordu. Hüseyin, Mekke’den hareket etmeden önce amcasinin oglu Müslim Akil’i gizlice Küfe’ye gönderdi ve ondan haber beklemeye basladi. Anlastiklari üzere Müslim önce Sakif kabilesinden, bes yil sonra Hüseyin ve Ali ailesinin öcünü almak için Kaysaniya adiyla büyük Sabai-Alevi hareketini baslatacak olan Muhtar b. Ubeyd’in evine indi. Bu gösteriyor ki, Hüseyin Küfeli ortodoks Siilerden çok Ehlibeyti kutsallastiran Sabai akimi yandaslarina güveniyordu. Ancak Küfeli soylular Müslim Akil’i oradan alip, Murad kabilesinin önde gelen zenginlerinden Hani b. Urve’nin evine yerlestirdiler. Çok dikkatli ve gizli propaganda toplantilariyla, bir ay içinde yirmi bine yakin Küfeli Sii Hüseyin’e biad yeminiyle ihtilal ordusuna kayit yaptirdi. Elbetteki bunlari Sam’daki halife Yezid’in kulagina ulastirmislardi casuslari. Yezid’in ilk isi, ilimli ve harekete gözyuman Küfe valisi Numan b. Besir’i görevden alip, Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad’i onun yerine geçirmek oldu. Ubeydullah daha Basra’dayken Hüseyin’in hedefi hakkinda genis bilgi edinerek gelmisti Küfe’ye. Buna karsilik, “evinde yabanci saklayan ya da yabanci görüp de haber vermeyen çarmiha gerilecektir” tehdidi ise yaramamis, Müslim Akil’in saklandigi ev ihbar edilmemisti. Sonunda Makil adinda bir azatliyla 3000 dirhem vererek, onu Partiye bagislamak kandirmacasiyla taninmis bir Siinin evine sokmayi basardi. Müslim’e ulasan Makil, Hüseyin’e biad ederek onun güvenini kazanip aralarina girdi. Böylece Hani B. Urve’nin evinde olup biten herseyi günü gününe vali Ubeydullah bin Ziyad’a bildirdi. Herseyi ögrenen vali, Hani b. Urve’yi konagina çagirip , Sii esrafin önünde dövdü hakaret etti. Sonra idam edip Kasaplar pazarinda meydana astirdi. Ne kendi kabilesi ve ne de diger Siiler onu kurtarma girisiminde bulunmadi. Ayrica gelisigüzel birkaç kisi daha yakalanip kendi kabilelerinin oturdugu mahallelerde astirildi. Ertesi gün Müslim Akil yaninda bulabildigi taraftarlariyla pazar yerinde toplandi, sözde valiye baskaldiracak, vurusacaklardi. Bunu duyan Ubeydullah yanlarina geldi. Kendisiyle birlikte sadece otuz silahli muhafiz vardi. Ayrica parayla satin aldigi en itibarli Küfe Siileri esrafindan yirmi kisi de yaninda bulunuyordu. Ubeydullah’in yerine, bizzat bunlar isyancilari dagilmalari için uyardilar. Müslim Akil’i tek basina birakip dagildilar. Sokaklarda siginacak ev arayan Müslim’i, al Kinde kabilesinden dul bir yasli kadin içeri aldi. Ama kadinin oglu korkusundan kabile baskanina, o da valiye bildirince Müslim Akil yakalandi ve vali Ubeydullah tarafindan idam edildi. Böylelikle Küfeli ortodoks Siiler bir kere daha Ali ailesine ihanet ettiler. Bu kez, biraz Ubeydullah’in kilicinin korkusundan, ama daha çok parasina tamah ederek ihaneti gerçeklestirdiler. 2) Hüseyin Bir Daha Dönmemek Üzere Mekke’yi Terkediyor Kayitlara göre Imam Hüseyin Küfe’ye gelmek üzere Mekke’den ayrildigi gün (10 Eylül 680) Müslim Akil öldürülmüstü. Hüseyin’in Mekke’den ayrilmasina basindan gittigi için, en çok sevinen vali Ibn Zübeyr oldu. En yakin akrabalarindan Abdullah b. Cafer’in ogullari kadinari ve çoçuklariyla birlikte, 54 yasinda bulunan Hüseyin’le yola çiktilar. Abbasogullarindan kimse katilmadi. Sadece elli silahli vardi yaninda. Gerisi kadin ve çocuklardan olusuyordu. Hüseyin Tanim’de, Sam’a giden bir kervani ele geçirdi. Çünkü develere ihtiyaci vardi. Bundan sonra Küfe yolunu tutarak Zat, Irk, Vadi Zürrumme’den geçerek Hacir, Zerud ve Salebiye üzerinden Zübale’ye ulasti. Burada Hac ziyaretinden dönen birkaç Küfeli de ona katildi. Hüseyin çagri mektuplari ve imzali biat yeminleri yaninda bulundugu için, düslerinde Küfe’de sadik Siilerle (!) yükseltecegi büyük isyan hareketini yasiyordu. Hüseyin Salebiye’de Müslim’in acikli öyküsünü ögrendi. Küfeli Ebu Mihnef’ten kaynaklanan J. Welhausen “bu haber üzerine, eger öldürülen Müslim’in, kendilerine intikam hakki ve görevi düsen erkek kardesleri razi olsalardi, Hüseyin seve seve geri dönecekti.”diyor.(Agy.s.104) Bizce Hüseyin, yukaridaki açikladigimiz nedenlerden ötürü Medine’den de, Mekke’den de bir daha geri dönmemek üzere ayrilmisti. Küfe valisi Hüseyin’in yola çiktigini çoktan ögrenmis ve onu Küfe’ye sokmadan ortadan kaldirmak yollarini ariyordu. Çünkü Sam’daki halife Yezid’in kesin emriydi bu. Veli Baba Menakibnamesi’ nde “Muaviye ölürken oglu Yezid’e vasiyet idip, ‘ben Ali ile Hasan’in isini bitürdüm, cümle memaliki sana biat ittirdüm. Imam Hüseyin’in isini de sen bitür.’diye vasiyyet eyledi”demektedir. (Veli Baba, agy.s.81) Yezid de halifeligini elinden kaçirmamak için, acimasizca bu vasiyeti yerine getirmistir. Ubeydulah b. Ziyad, önce Kadisiye’den Tamimli Hür b. Yezid’in kumandasinda bin kisilik öncü birlik gönderdi. Ama asil, basinda Muhammed’in sahabelerinden Sad b. Ebu Vakkas’in oglu Ömer’in bulundugu 4000 kisilik kuvvet, Kerbala yakinlarinda bekliyordu. Bu kumandana Yezid, Rey valiligi sözü vermisti. Hüseyin’e boyun egdirdigi takdirde hemen gönderecekti. Hür b. Yezid, Küfe valisi Ubeydullah’tan, Hüseyin’e dinlenme olanagi kullanmasi ve onun bir kalede veya su kenarinda konaklamasina izin vermemesi buyrugunu almisti. Kendisini hemen arkasindan izleyen bu öncü birlik yüzünden ne Ninive ne de Gadiriye ve Sefiye’de konaklayabildi. Hüseyin’i bir dost görünüsü altinda herhangibir saldirida bulunmadan öylesine yakindan izliyorlardi ki, arkasinda namaza duruyor. Hatta Hüseyin’in susayan askerlere kendi sularindan verdigi bile anlatilmaktadir. Her firsatta Ali ailesini ve yandaslarini elestiren, sikça kusur bulan, onlara karsi düsmanca tavir koyan Julius Wellhausen, dönemin siyasi olaylarina her nedense Emevi hayranligi içinde bakmaktadir. Burada da “Hüseyin, Hür’ün emrindeki birkaç atliya saldirmasi için yapilan teklife uymadi; savasi baslatan kisi olmak istemiyordu” (Agy.s.106) diyor. Koca bir birlik, bir silahli müfrezeydi bu, birkaç atli degildi ki! Hüseyin’in, Küfe’ye yaklasmasini önlemek için, bin kisilik bir askeri müfrezenin genç kumandani Tamimli Hür’e ( to al-Hurr at-Tamimi, the young commander of a military detachment numbering one thousand, to intercept Husayn’s party as it approached Kufa: M. Momen, agy.s.29), elli kisilik silahli adamiyla saldirmasi bir kurtulus mu olacakti? Tersine kurdugu dostluk ve gösterdigi sevgi, Hür b. Yezid’in tek basina da olsa, daha sonra Hüseyin’in yanina geçmesini saglamistir. Onun ugruna sehit olmustur. 3) Imam Hüseyin Kerbela Çölünde Ölümüne Direniyor Hüseyin sonunda Firat’a uzak olmayan susuz bir alanda, ‘kisir, çorak’ anlamina gelen Akr köyüne yakin bir yerde konaklamaya zorlandi. Ömer b. Sad, Hazar Denizi kiyilarinda ayaklanmis Daylemlileri bastirmak için Küfelilerden olusturdugu 4 bin kisilik ordusuyla, aldigi emir üzerine Hüseyin ve adamlarini kusatti. Görüldügü gibi Hüseyin’i çagirip baslarina geçmesini isteyen, biat yemini imzalayan Küfe’nin saygin kisileri, simdi Ömer b. Sad’in kumandasinda düsman olarak karsisinda bulunuyorlardi. Ali ailesini sevdiklerini ve onlarin Siasi (yandasi) olduklarini ileri sürenler, inançlari ugrunda savasa girmemisler. Ama Ömer b. Sad’la Cihad’a, yani fetih savaslarina katilmaktan çekinmemislerdi. Çünkü bu savaslarin ardinda ganimet vardi, mal, para, toprak kazançlari vardi. Öyle korkuyla yada zorlanarak filan katilmis degillerdi bu orduya... Ömer b. Sad, Hüseyin’e buraya niçin geldigini sordurdugu zaman, o da kendisinin yaninda bulunan Küfelilerin davet mektuplarini çikarip göstermisti. Ama simdi artik burada kalmasina bir gerekçe bulunmadigini, çekilip gitmesi için izin verilmesini istedi. Taberi’nin Duhni’den rivayetine göre Hüseyin, Medine’ye geri dönmek yada sinir boylarinda kafirlere karsi savasmak veyahut da Sam’a Yezid’in yanina gönderilmek istiyordu. Ama yine Taberi Tarihi’nde, Abu Mihnef’in ‘Hüseyin bunlardan hiçbirini istemedigi, yerinden ayrilmak niyetinde olmadigi’ görüsüne de yer verilir. (J.Welhausen, agy. s.107) Bizce Ömer b. Sad ile istisareleri sirasinda, Hüseyin gerçekten sinir boylarina gitmek istegi göstermis olmalidir. Çünkü buradan onun, Iran’a geçmek ve oralarda güçlenerek ve herseyi talan edilmis, topraklari ellerinden alinarak kendi topraklarinda kölelestirilmis arap olmayan halklarin basinda bir ihtilal yapma niyeti sezilebilir. O topraklara gitmek için de Ömer b. Sad’in ordusuna katilarak olmasa bile, korumasi altinda Irak’tan çikmasi gerekiyordu. Ömer için böyle bir durumda, Küflelileri bu kez gerçekten Hüseyin’e kaptirilacagi korkusu sarmis olmalidir. Hemen arkasindan Ömer b. Sad, Ubeydullah’la görüsmüs. Ondan Hüseyin’in, Yezid’in halifeligini kabul etmeyip, ona biat etmedigi takdirde, bir yere birakilmamasi ve zor kullanmasi buyrugunu almisti. Ayrica, eger bunu yapamayacaksa, ordunun kumandasini derhal, buyrugu getiren Kays kabilesinden Simr b. Zi Cevsen’e devretmesini istiyordu Küfe valisi Ubeydullah. Belliki, babasi Sad b. Vakkas Islam Peygamberinin sahabelerinden ve Ali’nin yakin dostlarindan olmasi dolayisiyla Ömer’e fazla güvenmiyordu. Ömer b.Sad, basindaki orduyu yönlendirip Hüseyin’in tarafina geçseydi, tarihin seyri degisebilirdi. Hemen Küfeyi alip, Hüseyin adina yükseltecegi büyük bir Sii isyaniyla iktidara yürüyebilirdi. Ömer b. Sad, Rey valiliginin elinden gidecegi telasi içerisinde, ayni günün gecesi boyunca saldiri hazirliklari yapti. Firat tarafindan sarilarak, suyun önünü kestiler. Hüseyin Yezid’e biat etmeyecegini kesin bir dille söylemisti. Daha sonra kampinda bulunan yakinlarina, Yezid’in istediginin kendisi oldugunu, isteyen herkesin gidebilecegini içtenlikle açiklamasina ragmen, kimse onu terketmedi. Tek basina da kalsa sehit oluncaya kadar savasacakti. Düsmanlar çadirlarinin önündeydi, karsilikli konusmalar yapiliyordu. Hüseyin’le birlikte ailesinden 18 ve yandaslarindan 54 kisi olmak üzere savasabilecek 72 kisi vardi. Gerisi kadinlar ve çocuklardan olusuyordu. Kampin suyu ve yiyecegi tükenmisti. Ertesi gün, 10 Muharrem Çarsamba günü (10 Ekim 680) safakla birlikte saldiri basladi. Bu karsilikli iki gücün vurusmasi degil, bir imha savasiydi, bir soyun kirimiydi. Bir yanda 5 bine yakin Sam halifesi Yezid’in ordusu, öbür yanda 72 savasçi. Tarihin o ana kadar esi görülmemis dengesizlikte ve kural tanimayan bir çarpismasiydi. Ortaçag savaslarinda mertlik ve yigitlik baskuraldi. Ama Kerbela’da tam anlamiyla kahpelik, döneklik, satilmislik ve acimasizlik yasanmis. Din, ahlak ve insanlik kurallarini tamamiyla disina çikilmis. Kisisel hirslar, bencillik ve çikarlar önde tutulmustur. Hüseyin’in akrabalari ve sadik adamlarinin hepsi de yigitçe dövüserek düstüler. Bazilari omuzlarina kirbalari, tulumlari takip Firat’tan su almak için Ömer b.Sad’in saflarini yararak, bazilari tek basina 15-20 kisiyle birden çarpisarak sehit oldular. Bu çogu Küfeli Sii askerleri öylesine mal ganimet ve para hirsiyla donatmislardi ki, bir an önce bu bir avuç Kerbala mazlumunu ezip, Desteba’da Daylemliler üzerine cihad için yola çikma acelesi içinndeydiler. Islam dinini yayma adina kutsal cihadi düsünenler, Islam Peygamberinin torununu katletmenin inanç ve ahlaki sorumlulugunu akillarindan bile geçirmediler. Askerlerden kumandanlara ve valisine kadar hepsinin vicdanlari körelmis, insanliklarini unutmus, çikar ve makamlarinin tutsagi olmuslardi. Içlerinde insanligini animsayan tek kisi Tamim kabilesinden Hür b. Yezid oldu. Yezid ordusunun öncü müfrezesi genç kumandani Hür tek basina Hüseyin’in tarafina geçti ve yigitçe vurusarak sehit oldu.(2) Hüseyin’in üvey kardeslerinden Abbas su kirbasi omuzunda, yalin kiliç saflari yararak irmaga ulasan tek savasçi olmustu. Çadirdaki kadin ve çocuklarin “suuu, su!”diye inlemeleri, son kalan savasçi erkek olarak onu öylesini etkileyip güçlendirmisti ki, yardigi saflardaki yüzlerce kisi engel olamamis suya ulasmisti. Kirbayi doldurup atti omuzuna ve yine daldi saflarin arasina. Vurusmaktan gücü kesilmek üzereydi. Korkularindan yanina yaklasamayan Yezid askerlerinden birkaçi gücünün kesildiginin farkina vararak, arkadan önden saldirip, iki kolunu birden omuzlarindan budadilar. Kirbayi disleriyle tutarak çadira yetistirmeye çabaliyordu. Üzerine oklar yagmaya basladi. Kirbayi delip suyu topraga akittilar ve Abbas’in vücudunu delik desik ettiler. Buna ragmen sag kalan tek yetiskin erkek olan Hüseyin, çadirda inleyen birbuçuk yasindaki oglunu alip kollariyla havaya kaldirarak ona olsun acimalarini, bir damla su vermelerini istedi. Bazi kayitlara göre, Hüseyin çocugunu havaya kaldirirken, Sad Ibn Vakkas’in oglu Ömer onu gördü. Yaninda duran keskin nisancilarindan Harmele’ye “Harmele, Hüseyin’e bir cevap ver!” demesiyle, zalim okçu Hüseyin’in herkesin görmesi için elinde yükselttigi masumun bogazina nisan alip bir ok gönderdi. Çocugunu, babasinin elinde sehit etti. (M. Tevfik Oytan, Bektasiligin Içyüzü Cilt 1, Istanbul-1960, s.246) Askerler giderek çemberi daraltmaya ve kadinlarin ve çocuklarin bulundugu çadira dogru yaklasmaya baslamislardi. Hüseyin kiliç ve kalkaninin alip son gücüyle saldirdi. Birçogunu tepeledikten sonra aldigi 33 kiliç yarasi ve 34 darbeyle onu yere yiktilar. Kimsenin kafasini kesmege cesaret edemedigini gören Simr, hemen kilicini çekip Hüseyinin kafasini gövdesinden ayirdi. Askerler gerek Hüseyin’in bassiz bedenini ve gerekse çadirdaki karisi, kizi ve yakinlarinin karisi çocuklarini soyup yagmaladilar, çirilçiplak biraktilar. Hüseyin’in kesik basini alan Simr, hasta oldugundan savasa katilamiyan Hüseyin oglu Ali (Zeynelabidin) ve kadinlarla çocuklari çiplak develere bindirip kafile halinde Sam’da haber bekleyen Yezid’e götürdü. Ayni Simr’in 656’daki Siffin savasinda Ali’nin siasi (yandasi) olarak Muaviye’ye karsi çarpistigi bilinmektedir. (J.Welhausen, agy. s.114, dipnt.40) 4)Kerbala Olayi Üzerine Sii Görüsünün Elestirisi Hüseyin, Irak’a yaklasirken Küfe’de isyanin çökertildigi üzerine bir dolu uyari almisti. Dogrusu Sii tarihçileri, yolculuk sirasinda konaklama yerlerinden birinde ( Salebiye’de) Küfe’den korkunç haberi aldiktan sonra Hüseyin’in yanindaki yoldaslarini toplayip, kendilerini ölüm ve felaketin bekledigini, onlara anlatmis oldugunu kaydetmektedir. Hüseyin, bu noktada Medine’ye geri döner ya da kendisine yapilmis olan Tayy kabilesinin daglik bölgedeki kalelerine siginmasi önerisini kabul edebilirdi. Bu hareket yollarini reddettigi gibi, Küfe’ye ve bir felakete dogru gitmekte israrli oldugu için kendisini hemen terketmelerini bildirmisti. M. Momen, bu konularda düsüncelerini belirttikten sonra, ayni sayfalarda Kerbala olayi ve Hüseyin’in büyük direnci, kendini kurban edisi üzerinde çagdas Sii tarihçilerinden S.H. M. Jafri’nin yorumundan, bazi ayrintilar geçmektedir. Jafri özetle sunlari söylüyor : “Açiktir ki Hüseyin, karsilasacagi tehlikelerin tamamiyla farkindaydi. Kafasinda Islam toplumunun bilincinde bir devrime neden olmayi planlamis ve bir stratejiye sahip bulunuyordu. Ayrica açik olan bir sey daha vardi; Hüseyin Hicaz’da kolay yapabilecegi bir askeri destegi örgütleme ve harekete geçirmeye çalismadi ve ne de mevcut herhangibir fiziksel gücü kendi çikari için kullanmayi denedi…Öyleyse Hüseyin’in kafasinda ne vardi? Neden hala Küfe yönünde gidiyordu? Batili Islam tarihçiligi, bütün dikkati Kerbala olayinin hemen göze çarpan dissal görünüsü üzerinde toplamis ve Hüseyin’in kafasindaki çatismayi (ihtilafi) tartisarak içsel tarihi çözümlemeye asla ugrasmadigini göstermek dogrusu cansikicidir.... Oysa bir bütün olarak Kerbala olaylarini dikkatli bir arastirma ve analiz, Hüseyin’in baslangiçtan beri, Müslümanlarin dinsel bilinç ve anlayislarinda tam bir devrim, bir ihtilal yaratmayi planladigi gerçegini açiga çikarir. Hüseyin’in davranis ve eylemlerinin hepsi gösteriyor ki o, askeri güç ve kudret araciligiyla kazanilan bir zaferin daima geçici oldugu gerçeginin farkindaydi. Çünkü daha güçlü bir iktidar zaman içinde onu çökertebilir. Fakat aci çekme ve kurban vermeyle kazanilmis yengi ebedidir ve insan bilinci üzerinde silinmez izler birakir…” Gerçekte Jafri’nin düsündügü gibi, Hüseyin’in Mekke ve Medine halkindan askeri bir örgütlemesini saglayacak somut kosullar yoktu. Kaynak: Alevi.Com |
|||||




