
Açılım ve Alevi hakları
Admin tarafından yazıldı Perşembe, 07 Ocak 2010 21:50
Türkiye global ölçekte süregelen siyasi, hukuki, ekonomik ve sosyal değişim ikliminin etkisinde ve eşiğindedir. Türkiye“nin bu değişim sürecini, insan hakları, kültürel kimlik hakları, demokrasi, barış, laiklik, sosyal devlet ve evrensel hukuk lehine gerçekleştirebilmesinin koşulu, değişim sürecine hangi aklın, hangi politikaların ve hangi siyasi önderliğin müdahale edeceğiyle doğrudan ilişkilidir.
Değişim sürecini algılayan ve değişim sürecine öncülük edecek aklın, Türkiye demokrasinin önünde çözüm bekleyen önemli sorunlara yanıt üretmesi beklenir. Böylesi bir süreçte, Türkiye“nin önemli sorunlarından bir olan Alevi Hakları ve Alevi Talepleri karşındaki siyasi tutum ve pozisyonlarda önem kazanıyor. Alevi Hakları ve Alevi Talepleri salt Alevilerle sınırlı değil, aynı zamanda bütün toplumsal kesimler ve devletle ilgilidir. Çünkü din özgürlükleri konusunda Türkiye baskıcıdır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünü sağlaması gereken, devlet ve din ilişkisi sorunludur. Çözümüne ilişkin adımlar ise popülizmi aşamadı. Popülizm siyaseti 2009 yılında da bir değişime uğramadan 2010 yılına geçiyor.
STRATEJİ; KENDİ ELİTİNİ YARATMAK VE HEGEMOMANYASINI OLUŞTURMAK, TAKTİK; AÇILIMLAR
AKP hükümeti, global değişim sürecinde, Türkiye“nin demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk yanında tutum belirleyen bir önderlik yapmıyor. Bu yıllar öncesinden tescil edilmişti. AKP şu an küresel değişim sürecinde, şahinlerden yana tutum almaya dönük bir politika benimsiyor. Vitrinde kamuoyuna dönük demokrasicilik maskesi, vitrin maskesinin arkasına gizlenmeye çalışan şahinler aşkını örtemiyor.
AKP“nin derdi demokrasi ve insan hakları değildir. Halkın iş, aş, sosyal güvence, sağlık ve eğdim sorunu, bu hükümetin derdi değildir. AKP“nin derdi bellidir; Küresel elit sınıfa eklemlenecek, elit sınıfı yaratmak. Bu elitlerini İslamcı kadrolaşma ile bürokraside, İslamcı sermaye ile ekonomide, İslamcı medya ile basın alanında bir güç yaratarak sürdürmektedir. AKP kendi elit sınıfını her alanda güçlü kılmak ve iktidarın yaratmak için, “İslam”, “Kuran” ve “Allah korkusu” ile toplumun dini hassasiyetlerini sömürüyor, toplumu kandırıyor. İşte böylesi bir dönemde, AKP“nin gizli ajandasını örtmesi gerekiyor. Tam da bu süreçte olası direnç ve muhalefeti bastırmak ve toplumsal tepkileri sindirmek etmek için “Açılım Taktikleri” ile gündemi oyalamayı tercih etmiştir. AKP hükümeti 17 Aralık“ta Ankara“da Tekel işçilerinin gözlerine biber gazı sıkarken, aynı satlerde, 1200 metre ötede lüks bir otelde yaptığı 6. Alevi Çalıştayında, Alevilerin gözlerini boyamaya çalışıyordu.
AKP, ELİTİ VE HEGEMONYASI İÇİN TAKTİK KURBANLAR ARIYOR.
Açılım taktiklerinin kurbanları bellidir; Aleviler, Kürtler, Romanlar, İşçiler, Kadınlar, Çocuklar..
AKP“yi tanıma ve anlama konusunda siyasi öngörü özürlülüler ve AKP siyasetini okumaktan bihaber olanlar, AKP“nin gölgesinde demokratikleşme rüyalarına ortak oldular. 12 Eylül darbesinin beslediği ve güçlendirdiği bu siyasi odaktan, medet umar hale geldiler. AKP“nin Aleviler hizmet etmeyen stratejik amaçlı “Açılım Taktiklerine” alet oldular. Alevi kurumları, bu çalıştaya katılarak, formatını, amacını belirleme yetkisine dahi katılamadığı zemini meşru kılarak, bu süreçte sınıfta kalmıştır. AKP“yi tanıyamadılar. Okumadıkları, bilmedikleri ve yazılımına dahi katılamadıkları bir çalıştay senaryosunun figüran oyuncuları oldular. Bir Süleyman Yağız ve Ferhat Tunç olamadılar.. AKP“nin taktik çalıştaylarını kimleri “Umutluyuz. Geçmişte yaşadıklarımızı bize unutturmak istiyorlar”, kimi ise AKP“yi “ezber bozdu” diye alladı pulladı, kimi ise AKP“yi “Cumhuriyet tarihinde ilk defa hükümetle Alevi yurttaşları somut adım attığını” ifade ederek, AKP“yi Alevilerin dünyasında “çözümün adresi” olarak göstermeye çalıştılar. Sonra da kalkıp, “Açılım bitmiştir” açıklamaları yapmak zorunda kaldılar.
LİBOŞLARIN ALEVİLER ÜZERİNDEKİ ETKİLİ OLMA STRATEJİSİ, SENARYONUN PARÇASI
Bu ülkenin liberal geçinen aydınları dahi, Nev-i şahsına münhasır bir duruşla politik İslamın sunduğu maddi ikliminin rehavetine kapılıp, liberalizmin evrensel kimliğine bile yabancılaşabiliyorlar. Çünkü liberalizm, benim savunmadığım, ama bir kesimin evrensel dünya görüşüdür. Fakat bizimkiler ne liberal, ne de liberalizmi biliyor. Bizimkiler daha çok liboş dalkavuk. Bu liboş ve dalkavuklar köşe yazılarında AKP“nin demokratik açılımındaki samimiyetlerine vurgu yapıp, 2007 ve 2008 yılında, AKP“nin ilk “İftarlı Açılımına” katılmayan 293 Alevi-Bektaşi Örgütünü “diyalogdan kaçmak” la suçladılar.
2009 yılında ise ısrarla, Alevileri AKP ile “diyaloga” davet ettiler. Oysa “Alevi Açılımı” Alevilerin içinde katılımcı ve tasarlayıcısı olduğu bir senaryo değildi. Alevi Açılımı-Çalıştayı katılımcı değildi. Demokratik değildi. Mağdurlara karşı saygılı değildi. Samimi değildi. Art niyetliydi. “Alevi Çalıştayı” adı altında düzenlenen toplantılara katılımcılar arasında Aleviler yine azınlıkta kaldı. İlahiyat, İslamcı ve Cemaat bağlantıları olan katılım oranı Alevilerden iki kat fazlaydı. AKP“nin “Alevisiz Alevi Açılımı” işte böyle bir çalışmaydı..
Peki bu açılımlardan bir sonuç çıkacak mı? Evet çıkacak! Ama sadece AKP“yi memnun edecek sonuçlar çıkacaktır. Alevileri memnun edecek adımlar ise AKP tarafından asla atılmayacaktır. Fakat bu liboşlar için önemli değil. Onların derdi belli; “Neler yapabiliriz de, şu Alevileri AKP“nin peşine takabiliriz” ile meşgüller. “Hangi taktiklere başvurur, hangi “diyalog” maskesi altında Alevileri etkimiz altına alırız” hesaplarıyla meşgüller.
O nedenle kendilerine özellikler siyasal islamcı medyada buldukları köşelerinden,Alevilik ve Aleviler hakkında toplumsal algıları ve yönelimleri kendilerince inşa etmekle meşgüller. Peki bu liboşların bir toplumsal karşılığı varmı? Kesinlikle hayır!
ALEVİ ÇALIŞTAYI VE TEMSİL KRİZİ
Alevi Çalıştayı bir temsil krizinin göstergesidir. Kimi katılımcıların Alevi haklarına ve taleplerine ilişkin ilgileri ve ilişkileri belirsizdi. Diyalog ve farklı çevrelerin görüşlerine başvurmak adına, Alevi haklarını ve taleplerini tartışmak için yapılan “Alevi Çalıştay“ına” Alevilerin temsili yüzde 30“u geçmedi. Aleviler dışından bir temsiliyete ise yüzde 70 olanak sağlandı. Avrupa“nın onu aşkın ülkesinde örgütlü olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu davet edilmezken, Almanya ABF“den Turgut Öker, Avusturya ABF Genel Başkanı Mehmetali Çankaya, Fransa ABF Genel Başkanı Durak Arslan, İsviçre ABF Genel Başkanı Bülent Ant, Belçika ABF Genel Başkanı Fetinur Özer, Danimarka ABF Genel Başkanı Feramuz Acar, İsveç ABF Genel Başkanı Helin Şahin, Hollanda ABF Genel Başkanı Fethi Kıllı, İngiltere, Kıbrıs, Kanada, İtalya, Romanya Alevi Dernekleri davet edilmez iken, Diyanet, ilahiyat ve İslamcı aydın ve yazar çevrelerden güçlü bir temsiliyetin sağlanmasındaki çabalar nasıl açıklanacak?. AKP“li Faruk Çelik ve Koordinatör Necdet Subaşı“nın hangi ölçü ve kriterlere göre, çalıştayda bir temsil oluşturduğuna baktığımızda, belirleyici olanın ideolojik yaklaşım olduğu görülüyor. Alevi katliamları karşısında yıllardır sus puslu duruşunu değiştirmeyen İslamcı yazarları, Alevileri darbecilikle suçlayan liboşları, Maraş katliamının baş sorumlusu olanı dahi, bu çalıştaylara davet edenlerin samimiyetini hangi kriterlere göre tanımlamalıyız?
Alevi haklarını ve taleplerini, inkarcı ve imhacılar mı tartışacak? Peki inkarcı ve imhacıların görüşlerinden oluşan bir çalıştay raporundan tarafsız, akademik, hukuksal ve demokratik bir yaklaşım üretilebilir mi?
Ya da yıllardır Alevi inkarı üzerinden söylem oluşturan Diyanet ve İlahiyat çevresinin bu çalıştayları “Alevilik tanımı” oluşturmak ya da “Cemevlerinin ibadet yeri değildir” saptanmalarını pekiştirmek için mi davet edildi? “Laik ve hukuk devleti” temsilcileri nasıl ve hangi hakkı kullanarak, siyasi bir çalıştayda Alevi teolojisini tartıştırabilir?
12 Eylül Anayasasına köklü bir eleştiri sunmayan ve 7 yıldır darbe Anayasasına sığınarak hükümet eden AKP, darbe Anayasası durdukça hangi Alevi haklarını ve taleplerini laiklik ve evrensel hukuk normları içerisinde çözecek?
Zorunlu din dersinin 12 Eylül Anayasasına pazarlıkla sokturan İslamcı tarikat şeyhlerinin nasihatleriyle siyaset yapanlar , 12 Eylül“ün darbeci paşaları ile tarikat şeyhlerinin ittifakları deşifre etmeden, zorunlu din derslerini kaldırması mümkün müdür? Eğer gerçekten hukuk normları ve laiklik doğrultusunda siyaset yapıyorsa, neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve 8. Danıştay“ın kararlarını uygulamaz?
Neden Alevi Çalıştay“ında, 12 Eylül darbecileri ile bazı İslamcı tarikatların ittifakı tartışılmaz da?, “Aleviler darbe eğilimi içindedir” bir mesnetsiz suçlama tartışılır? Bu saçmalıkları dinlemek için Alevi çalıştayı mı düzenlenir. Bu Alevilere bir hakaret değil mi? Bu iddianın sahipleri 12 Eylül darbesinin sivil ittifaklarını tanımazlar mı? Neden tartışmazlar?
DİYALOGA EVET, AMA TARİHSEL YÜZLEŞMEKTEN KAÇAN PALAVRAYA HAYIR
“Aradan epeyce zaman geçti, artık geçmişi unutalım” derinliğinde bir diyalog zeminiyle çözüme ulaşmak mümkün müdür? Alevileri tanımadan “eşit koşullarda yurttaş” olmak mümkün değildir. Yasalarda yok sayarak, inkar ederek ve ayrımcılığa maruz bırakarak, nasıl “eşit yurttaş” olunur? Bu mümkün müdür?
Alevilere “birinci sınıf vatandaşısınız” ya da “Aleviler laik devletin güvencesidir” tekerlenmesine sığınmış siyasetçilere sormak lazım, “siz bu ülkenin birinci sınıf vatandaşlarını Madımak otelinde neden yakarsınız, Maraş`ta, Çorum`da neden kurşuna dizersiniz?”, “Siz laik devletin güvencesi olan Alevileri eğitimde, hukukta neden yok sayarsınız?” Hani bizler eşit yurttaştık!
Aleviler kendilerine “birinci sınıf”, imtiyaz ve ayrıcalık istemiyor. Bekçilik görevi ise hiç istemiyor. Vatandaş olarak eşit yurttaşlık istiyor. Laikliği korumak mümkündür. Aleviler, laikliğin, Diyanet ve Zorunlu Din dersleri ile değil, laik eğitim ve evrensel hukukla korunsun istiyor.
Alevi Hakları ve Alevi Talepleri için bir “Açılım” ve “Çalıştay” ihtiyacı var mı? VAR!
Ama bu AKP tipi değil, demokrasi tipi Açılım ve Çalıştay olmalıdır. Bunun kriterleri ise bellidir.
AKP, gerçekten demokrasi tipi açılıma ve çalıştaya hazır mı?
Turan Eser
06.01.2010


