Son haberler

En çok okunan Haberler

Anasayfa arrow Forum
Alevi.Org - Forum  


rohat
Kullanıcı
Mesaj: 16
graphgraph
 
Bu kullanıcının profilini görmek için tıklayın.
Cevapla:ibrahim kalpakkaya - 20/05/2007 15:43 ONLAR BİZİM TARİHİMİZİN EN AK SAYFALARINDA YER ALIYORLAR.

HEPSİNİ SAYGIYLA ANIYORUM...
Kominist önder İbrahim kaypakka'nın hayatı


1949 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak Çorum'un bir köyünde dünyaya geldi.Babası yoksul bir emekçiydi. Annesi ve babası İbrahim 2-3 yaşlarında iken ayrıldılar.
ilkokul 1. ve 2. sınıflarını Karamahmut köyünde, 3. sınıfı Ortakışla köyünde,
4.ve 5. sınıfları da Alacahöyük'te okudu.

İbrahim Kaypakkaya daha çocukluk yaşlarından itibaren her şeye meraklı idi. Bilgi açlığını gidermek için önüne çıkan her fırsattan yararlanıyordu. Verilen her işi yapmaya çalışıyor, sorumluluk almaktan korkmuyordu. Okulundan arta kalan zamanlarda bütün işlerde ailesine ayrdım ediyordu, koyun gütmeye giderken bile yanına defter, kalem, kitap almayı unutmazdı. Daha o yaşlarda bile yaşıtları arasından sıyrılıyordu. Fakat o bunu hiç bir zaman kuruntu kaynağı yapmaz, arkadaşlarını küçümsemezdi. Arkadaşları araında da çalışkanlığı, bilgisi, ağırbaşlılığı,yardımseverliği ve fedakarlığı ile sayılıp sevilirdi.

İlkokulu bitirince öğretmen olmayı kafasına koydu.Devlet parasız-yatılı sınavlarına girip kazandı ve Anakara Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na yatılı öğrenci olarak alındı. Yatılı okulda okurken yazları ve ara tatillerde köyüne dönüyor ve ailesine yardımcı oluyordu. Çalışırken yorulmak nedir bilmezdi. Köydeki diğer öğrenci arkadaşları köylüye karışmaz, işe katılmazken o elinden ne iş gelirse ailesine ve köylüye yardım ederdi. Öğrenci oluşunu köylünün yaptığı işleri yapmamak anlamında bir ayrıcalık olarak görmezdi.

İbrahim kaypakkaya, ilk devrimci düşüncelerle Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda tanıştı. Araştırıyor, soruyor, okuyordu. Siyasal olarak geliştikçe davranışları ve ilişkileride değişiyordu.

Bu gelişme sayesinde İbrahim kaypakkaya'nın adı çevre köylerde bile duyulur oldu. Tabi gericilerin yobazların gözüne batmaya da başlamıştı. Okulda "yeşili sevmiyorum" başlığı ile yazdığı bir kompozisyon yüzünden öğretmenlerden biri ona çok kızmış ve "peki kızılı mı seviyorsun" diye hayli eziyet çektirmişti.

İbrahim Kaypakkaya, Hasanoğlandan "pekiyi" derece ile mezun oldu ve sınavları kazanarak istanbul Çapa Yüksek Öğretmenokuluna kayıt oldu. Bu okula başladığında devrimci fikirler karakterinin bir parçası olmuştu bile. Buradaki siyasal gelişimi çok hızlı bir seyir izledi, kısa zamanda devrimci öğrenciler arasında sivrildi. Onlarla tartışan, onlara öğreten, onları güçlendiren ve örgütleyen bir devrimci olarak ön plana çıktı. Fakat o köylüyle olan ilişkisini hiçbir zaman kesmedi, her fırsatta köye döndü. Oraya dergi, gazete, kitap götürdü. Yeni dostluklar ve ilişkiler kurdu.Bu faliyeleri neticesinde Kaypakkaya polis tarafından fişlendi.

O, artık Çapa'daki devrimci çevrenin önde gelen liderlerinden biriydi. İlk bildirisini, Çetin Altan'a bir gezi sırasında gericiler tarafından saldırılması üzerine kaleme aldı. Ve onun devrimci saflardaki ilerleyişi günbegün hızlanan bir tempo izledi. Nerede bir konferans, açık oturum, forum, tartışma, seminer varsa İbrahim oradaydı. Dinliyor, not alıyor, sorular soruyordu. ders çalışmaya az vakti olmasına rağmen başarılı bir öğrenciydi.

Arkadaşlarını eğiten İbrahim, onları okuldaki çalışmayı örgütlü yürütme konusunda ikna etmişti. Bunun sonucunda Fikir Kulüpleri Federasyonu'na bağlı olarak Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü kuruldu ve İbrahim başkanlığa seçildi. İbrahim Kaypakkaya derneğin kuruluş bildirgesini kaleme aldı ve bu bildiri okulda dağıtıldı. Bu bildiri ile okuldaki bütün yurtsever, devrimci ve ilericiler, yobazlara ve faşistlere karşı birlik olmaya ve mücadeleye çağırılıyordu. Buna karşı okul yönetimi hemen harekete geçti. İbrahim ve diğer kurucu üyelere "bir ay okuldan uzaklaştırma" cezası verildi, bununla da yetinmeyip İbrahim ve arkadaşları savcılığa ihbar edildi.

İbrahim bu bir ay sırasında arkadaşlarının evlerinde kaldı.bütün zamanını devrimci mücadele için kullanıyordu. Bütün davranışlarında önder bir devrimcinin alçakgönüllülüğü hakimdi.

Artık dergilere yazılar yazmaya başlamıştı. Öğrencilik dönemi boyunca sırasıyla Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık gibi dergilerde yazıları çıktı. FKF'nin
2. kurultayı'na Çapa'dan delege olarak katıldı. bu gelişmeyi okul yönetimi ve gericiler her türlü yöntemle engellemeye çalışıyorlardı. Gericilerin taşlı sopalı saldırıları artmıştı. İbrahim bu gelişmelere karşı bildiriler yazdı ve dağıtımında bizzat görev aldı. Bu olay üzerine okul disiplin kurulu toplandı, İbrahim ve arkadaşlarının "Parasız Yatılı Öğrenci"lik hakları ellerinden alındı. İbrahim ve arkadaşları bu gerici kararı tanımadıklarını ve buna uymayacaklarını açıkladılar. Bunun üzerine faşist gericiler dışarıdan takviye alarak okulun önünü kestiler, İbrahim ve arkadaşlarına saldırdılar. Bu olayda faşistler silah da kullandı, buna rağmen İbrahim ve arkadaşları faşistleri püskürtüp okula girdiler. Bunun üzerine müdür polis çağırıp İbrahim ve arkadaşlarını okuldan attırdı.

İbrahim Kaypakkaya okuldan atılınca bir süre otelde çalıştı. Patronla kavga edince oradan ayrıldı. Geçimini matematik dersleri vererek sürdürmeye çalıştı.
Tüm bu zor şartlara rağmen geçimini sağlayacak parayı kazandıktan sonra gerisine aldırmıyor, zamanını ve enerjisini devrimci çalışma için kullanıyordu.

İbrahim Kaypakkaya, 6. Filo2ya karşı eylemler ve Kanlı Pazar gibi olaylarda en önde yürüyor, fabrika ve köylerde örgütlenme çalışmaları yürütüyordu.
69-70 yıllarında Türk Solu dergisinde işçi ve köylü eylemleri ile ilgili bir dizi haber ve yorum yazdı.

Okuldan atılma ile ilgili kararı Danıştay bozmuştu, buna göre İbrahim ve arkadaşları okula geri alınmalıydılar. Atılan dokuz öğrenci okula geri alındı fakat yönetim bu kararı İbrahim için uygulamadı.

70 yılı mücadelenin daha da geliştiği ve sertleştiği bir yıl oldu şehirlerde ve kırlarda kitlerin devrimci mücadele ruhu gittikçe yükseliyordu. İbrahim Trakya
Değirmenköy'de toprakları için ağaya karşı mücadele eden köylülerin arasındaydı. İbrahim ve bu direnişte yer alan diğer devrimci önder Cihan Alptekin, bu direnişten dönerken polis tarafından tutuklandılar ve işkenceden geçirildiler.

Yükselen mücadele 15-16 Haziran'da doruğa ulaştı. İbrahim Kaypakkaya, bu büyük direnişin sıra neferlerinden biriydi. Gece sabahlara kadar bildiri basıyor, gündüz kavganın en yoğun olduğu yere koşuyordu. Demir-döküm, Sungurlar,Horoz Çivi, Petriks, Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer, Derby.... işçileri, bu büyük devrimciyi yakından tanıyorlar ve kendilerinden biri olarak görüyorlardı. 15-16 Haziran büyük işçi mücadelesi İbrahim Kaypakkaya'nın siyasal mücadelesi açısından önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu mücadeleden çıkarılması gereken dersler bağlamında yürütülen tartışmada, İbrahim Kaypakkaya o döneme kadar içinde buluduğu örgütün
-PDA/TİİKP- merkezi ile ters düştü. Tartışmalar içinde merkezin Halk Savaşı çığlıkları ile üzeri örtülen reformist-legalist bir çizgi izlediğini gördü.

__________________

İbrahim Kaypakkaya, 71 başlarında Çorum ve köylerinde araştırma çalışmalarına çıktı. bu tarih aynı zamanda 12 Mart Faşist c**tasının tezgahlandığı tarihti.Yükselen devrimci başkaldırışı durdurmakta yetersiz kalan göstermelik parlamenter araçları bile çok gören faşist devlet, kolları sıvadı ve sıkı yönetim ilan edildi.Grevler, kitle eylemleri, mitingler yasaklandı. Bütün devrimci dergiler, kitle örgütleri kapatıldı. Devrimci avına başlandı, binlerce devrimci tutklandı, onlarcası katledildi. İbrahim Kaypakkaya'da arananlar arasındaydı. 12 Mart'ın değerlendirilmesi konusunda yürütülen tartışmada da, İbrahim Kaypakkaya TİİKP'nin merkezindekilerin revizyonist bir hat çizdiklerini açıkça gördü.

İbrahim Kaypakkaya, bir süredir Çorum'daydı. Bu bölgedeki uzuzn çalışmaları sonucu "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" konulu bir inceleme hazırladı. İbrahim sıkı yönetim sonrası çekildiği bu bölgede arkadaşları ile sürekli okuyup tartışıyor, kafasında yeni bir örgüt taslağı oluşturuyodu. Sonra bu bölgeden ayrılıp Kuzey Kürdistan'a geçmeye karar verdi.

İbrahim 72 yılı başlarında TİİKP revizyonisteri ile örgütsel bağları koparıp TKP/ML'nin kurulmasına önderlik etti.

Bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24 Ocak 1973'e kadar esas olarak Malatya, Tunceli, Antep yörelerinde devrimci mücadeleyi örgütledi. Yorulmak bilmez bir enerji ile köy köy dolaşıyor,yoksul köylüler ile uzun sohbetler ediyor, onlara destansı bir üslupla Çin, Vietnam ve ekim devrimlerini anlatıyordu. Dolaştığı bütün bölgelerdeki yoldaşlarının en küçük sorunlarıyla bile ilgileniyordu,
onlara sorunları çözmede yol gösteriyordu, Kürtçeyi çat-pat sökmüştü. Malatya yöresinde kitlenin ileri kesimlerine hitap eden "okuma grupları" oluşturmuştu.

Sıkı yönetim tüm ağırlığı ile devam ediyordu. Direnenler de vardı teslim olanlarda. İbrahim, sıkı yönetim işkencelerinden başeğmeden çıkan Ömer Ayna'nın resmini yoldaşlarına gösterip "Devrimci olmanın ilk koşullarından birinin işkenceye dayanmak olduğunu" söylüyordu. Malatya yöresinden yürüttüğü çalışmalar neticesinde tuttuğu notları sistemleştirip "Malatya'da Sınıfların Tahlili" başlıklı bir inceleme hazırladı.

72 yılı mayıs ayının altısında Deniz ve arkadaşları idam edilmişlerdi. İbrahim Kaypakkaya'nın çalışma yöresinin yakınlarında da THKO'dan Sinan Cemgil ve iki arkadaşı gidikleri çatışmada şehit düşmüşlerdi. İbrahim bu olaydan sonra çevre köylerde araştırma yaptı ve Kahyalı Köyü muhtarı Mustafa Mordeniz'in ihbarcı olduğunu ortaya çıkardı. Bu ihbarcı İbrahim Kaypakkaya ve iki yoldaşı tarafından tutuklanıp sorgulandı, suçlu görülerek kurşuna dizildi. Böylece devrim adaletinin iki elinin devrim düşmanı ihbarcıların yakasında olduğu, ihbarcıları affedilmeyeceği dosta düşmana gösterildi. Çevredeki köylülerin ve tüm devrimcilerin büyük coşkusu ile karşılanan bu eylem sıkı yönetimin azgınca sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilmişti. Bu eylem İbrahim Kaypakkaya'nın devrimci dayanışmadan ne anladığını, onun silahlı mücadele çizgisini, silahlı eylem hedefleri konusundaki görüşlerini de pratikte gösteren bir eylemdi.

İbrahim bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti, aynı bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Muzaffer Oruşoğlu da gelmişlerdi. İbrahim Kaypakkaya bu bölgede yoldaşları ile eğitim çalışmaları yaptı, onlara geliştirdiği yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı.

Aynı günlerde İbrahim ve arkadaşlarının bu bölgede olduğu haberini alan Fehmi Altınbilek yönetimindeki faşist devlet güçleri köy köy, dağ taş İbrahim ve arkadaşlarını arıyorlardı. Bu bölgedeki devlet güçleri takviye edildi, halkın üzerinde tam bir faşist terör estiriliyordu. İbrahim bir ara İstanbul'a döndü, sonra Malatya'ya uğrayıp tekrar Tunceli yöresine geçti.


O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiç bir iz sonuç vermemişti. Halk İbrahim ve arkadaşlarıını kendilerinden biri olarak gizliyordu.İbrahim ve arkadaşları her fırsatta halkın üzerindeki baskıları teşhir ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de gece yarısı dağdan tunceli'ye inmiş, Karakolu ve Lojmanı bombalamıştı.
23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiyecek almak için Vartinik'teki köyden ayrıldılar,akşama geri döneceklerdi. Ama yollar aalabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabah doğru köye varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi, parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi. Çevreyi süzmeye koyuldular ve uzaktan jandarmanın köyü sardıklarını gördüler, köy kuşatılıyordu.
1973 yılının ocak ayının 24. sabahıydı. Ali Haydar ve Süleyman yoldaşlarını uyarmak için köye fırladılar, kuşatma yarımay şeklindeydi. Ali Haydar köyü en son terketti, ne yazıkki seti aşamadı, orada vuruldu kaldı. İbrahim ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışıyordu fakat o da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu, hemen cebindeki adresleri çıkarıp yok etti. Muzaffer, Süleyman ve Hüseyin kuşatmanın boş tarafından kaçmayı başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim ve Ali Haydar'ı bırakıp kaçanların peşine düştüler.

İbrahim belli bir süre sonra kendine geldi, kafası saçma yaralarından kan içindeydi, biraz ileride yerde yatan Ali Haydar'ı gördü. Can yoldaşını kaybetmenin hüznü ile içi burkuldu ve bir intikam yemini edip sendeleyerek oradan uzaklaşmaya çalıştı. Bir mağara buldu ve iki gün burda kaldı. Köylerde terör estiriliyordu. İbrahim bu süre içinde değişik köylere uğradı, bazılarından yardım alamadan geri döndü, bazılarında sıcak ilgi ve yardım ile karşılaştı. Vurulduğunun beşinci günü uğradığı köyün öğretmeni azılı bir gericiydi, İbrahim'i ihbar etti, ev kuşatıldı ve İbrahim tutuklandı....

İbrahim Kaypakkaya, Gökçe Karakolu'na kadar buzlu derelerin içinden yaya sürüklendi, ilk ifadesi karakolda alındı, faşistler hemen onu konuşturup işini bitirmek istiyorlardı. Fakat İbrahim hiç bir örgütsel konuda ifade vermedi. Bundan sonra bitmek bilmeyen işkenceler başladı. İbrahim Şubat başında Tunceli'ye ordanda Elazığ'a, oradan da Diyarbakır'a götürülüp Savcı Yaşar Değerli'ye teslim edildi. İbrahim Kaypakkaya, burada gittikçe ağırlaşan yaraları yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastahaneye yatırıldı. İbrahim, burada donmadan kaynaklanan kangren sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı, onu konuşturabilmek için akla gelebilecek her türlü işkence yönteminin deniyorlardı. Fakat tüm çabaları boşa çıktı.İbrahim şaşmaz bir kararlılıkla hiç bir örgütsel faliyeti hakkında bilgi vermedi. İşkenceciler bu durum karşısında çılgına dönüyorlardı.
Mayıs ayı başlarıydı, nedense bir kaç gündür işkence yapmıyorlardı.Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. "Herhalde sorgulamalar bitti" diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını hazırlarken bazen duyguları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler ile dile getiriyordu.

" DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR "


..... gider ..... gider, nice koçyiğitler

Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir

Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki

Yüreğimiz kabına sığmamakta

Örsle çekiç arasında yoğrulduk

Hıncımız derya gibi kabarmakta






İbrahim Kaypakkaya, bazı özel istekler yüzünden babasına mektup yazmıştı.Babası oğlunun mektubunu alınca çok sevinmişti, aylardır haber alamadığı oğlu demek ki yaşıyordu. Hemen onun istediği şeyleri yerine getirip 19 Mayıs günü Diyarbakır'a doğru yola çıktı. bundan önce de Diyarbakır'a gitmiş fakat onu İbo'suyla görüştürmemişlerdi. Fakat Ali Kaypakkaya'yı Diyarbakır'da oğlunun ölüm haberi karşıladı. Oğlunun intihar ettiğini söylediler. Tabi ki o bu palavralara inanmadı, onun tanıdığı oğlu intihar etmezdi. Oğlunun cesedini almaya gittiğinde cesedin üzerindeki kurşun izlerini gördü, bunların ne olduğunu sorduğunda suskunlukla cevap verdiler. İbrahim kaypakkaya'yı konuşturamayacaklarını anladıkları için onu 18 Mayıs günü kurşuna dizmişlerdi.

İbrahim Kaypakkaya, genç yaşta cellatlar tarafından kurşuna dizildi. O işkencelerde ser verip sır vermedi, o bir komünist olarak yaşadı ve bir komünist olarak öldü





Canlanan Yaşamdır Kaypakkaya'larda


--------------------------------------------------------------------------------

18 yaşında bir genç gibi, gelişmektedir karanlıkta
Kimilerine göre kötüdür ölüm
Kimilerine göre ecel
Kimilerine göre 90 gün örülen direniş
Ölüm, canlanan yasamdır KAYPAKKAYA´LARDA

Bir çağlayan,
ve yüreğimizin işi yani
ve bir alev, Munzur bile söndüremez bu yangını

Diyarbakir´da bir Kaya
Sanki yükselmiş aya
Diyarbakirda bir zindan
Zindanda, KAYPAKKAYA

Nasıl ki sevgiyle kucaklamışsa ölümü
Nasıl ki 90 kere 24 saat katlanmışsa acıya
Nasıl ki haykırmışsa kinini
Tükürmüşse suratlarına suskunluğunu
Bizede anmak düşer, coşkuyla onu
Vurdu gövdesini karanlığın zembereğine
Ve doğdu ışık, yürek penceresine
Ey benim cevahirim
Ey benim dişleri kenetlim, suskun ırmağım
Ser verip, sır vermeyenim
Durmadı coşkun akan ırmagın
Ve namlusuna yüreğini sakladığın

Ne o zindandaki sesin
Ne de nefesin
Hala gitmiş değil hücre karanlığından

Her düşen, düstüğün yere, çıktı göğüsünü gere gere
Kesilince bileklerin, sökülünce tırnakların,
Ödü koptu puştların.

Her Mayis´ta vurdular bizi
Yinede yaşattık kendimizi,
Attılar bizi hasretin koynuna,
Boğmak istediler hasrete

Oysa ne kadarda güzeldir
Bizimle hasret sürmüş, filiz vermiş içimizde sevda

Hani kurşun sıksan parcalanır gece
Hani uzatsan elini aya gölge düşer

İste güçlenerek, kıvılcımlara yürüyen mazin
Ve halkın boynunda bir incir gibi,
Büyüyüp gelişmektedir ZAFER.
Bizde gördük küçük adamları,
Köhnemiş silahlarıyla saldıranları
Bizde yasadık acıları sevince boğan direnişleri
Elbette vardır bir diyeceği, yaptığımız tarihin
Elbette unutulmaz direnişin senin

Cünkü büyüyüp gelişmektedir ZAFER
Bir yangın gibi taşayıp durduk, zulamızda cevahirini
Sanki, okyanusta damla, iskencede denizdir.
Ey günü uyandıran, toprakla söyleyen rüzgar
Ey halkımın yaralı gülü, sol yanımın kıvılcımı
Ey gökteki ay, dağdaki kaya
IBRAHIM KAYPAKKAYA

Onlar yoruldu 90 günü saya saya,
Bıkan onlardı, onlar şaşırdı, can çekiştikçe yaşamaya

Bulutlar yağmura, karanlıklar aydınlığa,
Bugünler yarınlara, yarınlara mahkumdur.
Ve yüzleri gülmez, vurduklari ölmez.
Gökteki ay, dağdaki kaya
IBRAHIM KAYPAKKAYA
Devran geriye dönmez....
  Yönetici herkesin yazı yazmasını engelledi.

      Konular Yazar tarih
    emo
ibrahim kalpakkaya
ergo 18/05/2007 18:30
    thread link
thread linkthread link Cevapla:ibrahim kalpakkaya
ozson58 18/05/2007 18:39
    thread link
thread linkthread linkthread link Cevapla:ibrahim kalpakkaya
rohat 20/05/2007 15:43
    thread link
thread linkthread link Cevapla:ibrahim kalpakkaya
atakanexp 22/05/2007 23:17
Anket
Sizce AKP Kapatılacakmı?
 
Arama Motoru

Müzik Kutusu
start Player
Yaşgünü
Bugün:
tokatlımmm (25)

Bugün:
havacı kartal (36)

Bugün:
dursun1977 (31)

Bugün:
skylarkabi (23)

Bugün:
metin.demiral (50)

Yarın:
MUSGA (27)

Reklam
(C)2005 - 2007 Alevi.Org - Alevi Portal | Alevi.US - The English sites

Alevi.Org - Google Page Rank