gulcicek
Kullanıcı
| Mesaj: 21 |   |
|
nazım'ın vasiyeti - 09/06/2008 16:44
NAZIM HİKMET’İN VASİYETİ…
-------------------------------------------------------------------------------- Dünyaca tanınan şairimiz Nâzım Hikmet Ran bundan tam 45 yıl önce bugün 3 Haziran 1963 sabahı gazetesini almak için dışarı çıktığında kalp krizi geçirdi, yaşamını yitirdi. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı geldi. Moskova'da Novo-Deviçye Mezarlığı'na gömüldü. 3 Haziran 2008’de mezarlıkta yapılan anma töreninde duygusal anlar yaşandı. Törene Rus-Türk Araştırmalar Merkezinin düzenlediği törene gazeteci Nebil Özgentürk, sanatçı Zeliha Berksoy ve Türk-Rus İşadamları Derneği (RTİ Başkanı Ali İhsan Akıskalıoğlu ile Moskova’da yaşayan Türk vatandaşları katıldı. Berksoy’un Nazım’ın mezarı başında bir şiir okumasının ardından, Özgentürk ve Akıskalıoğlu, birer konuşma yaptı. Türkiye’den anma törenine gelen iki genç, Anadolu’dan getirdikleri toprağı Nazım’ın mezarına serptiler ve toprağı yine Türkiye’den getirdikleri bir şişe suyla suladı. Nâzım Hikmet Türkiye'de birçok davadan yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Yıllarca memleket hasreti çekti. Vasiyetini şu şiirle mısralara döktü: Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, kurtuluştan önce yani, Alıp götürün Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni. Hasan beyin vurdurduğu Irgat Osman yatsın bir yanımda Ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp Kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda. Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, Seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, Tarlalar orta malı, kanallarda su Ne kuraklık, ne jandarma korkusu. Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, Toprağın altında yatar upuzun, kara dallar gibi ölüler, Toprağın altında sağır, kör, dilsiz. Ama bu türküleri söylemişim ben Daha onlar düzülmeden, Duymuşum yanık benzin kokusunu Traktörlerin resmi bile çizilmeden. Benim sessiz komşulara gelince, Ayşe’yle ırgat Osman büyük hasreti sağlıklarında Belki de farkında bile olmadan Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, -öyle gibi de görünüyor- Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni Ve de uyarına gelirse, Tepemde bir de çınar olursa Taş maş da istemez hani...
http://www.istanbulcikmazi.com/index.php?haber=14062
|