hewalhasret
Kullanıcı
| Mesaj: 32 |   |
|
DENİZ GEZMİŞ ÜZERİNE YAZILAN GÜZEL BİR MAKALE.. - 28/04/2008 22:41
DENİZ NE ASİYDİ...NE MACERACI...O BİZDİ...İÇİMİZDEN BİRİ...
“Boş geceleri değil, boylu boyunca ömrünü kavgaya veren”
35 yıl önce Türk devrim tarihinin en önemli kırılmalarından birisi olarak, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972’de idam edilip devrimci mücadeleye bir darbe indirilmek istenmiştir. Peki 35 yıl geçmesine rağmen bugün hâlâ devrimci kavganın bayraklaşan ismi olmasının nedeni nedir? Dahası 24 yaşındaki birisinin mücadelesinin, dün olduğu gibi bugün de yol gösteriyor olması neyi ifade eder? Uzayıp giden onlarca soru ve hepsine birden verilecek tek cevap: “Devrimci olmak; ama her şeye inat devrimci olmak”... Belki de bugün Deniz Gezmiş’i diğerlerinden ayıran, bugüne ışık tutan birisi olmasının “olmazsa olmaz” nedeni kendi deyimiyle “boş geceleri değil, boylu boyunca ömrünü kavgaya veren” olmak.
Devrimcinin temel değeri, sadece fikirleriyle değil, eylemiyle, yaşamıyla, dahası dünyayla buluşan bütün noktalarıyla devrimci karaktere sahip olmaktır. Eylemden kopuk fikir, fikirden kopuk yaşam, yaşamdan kopuk devrimcilik olsa olsa karşı devrimciliktir. Deniz’i Deniz yapan temel değer budur. O sadece üniversite sıralarında nutuk atan değil, verilen her devrimci kavgada nefer olandır. Kimi zaman bir işçi eyleminde, kimi zaman elinde Türk Bayrağıyla “Tam Bağımsızlık” yürüyüşünde, kimi zaman Amerikan askerlerini denize dökerken, kimi zaman elde silah Filistin’de çatışırken…
Devrimci olmak için devrime inanmak yetmez. İnancı pratiğe dökmedikçe, pratiği halkla buluşturmadıkça, elde kalan platonik bir saplantıdan başka bir şey değildir. İşte Deniz’i halkın Deniz’i yapan inanç budur. Che, “bütün ezilenlerin acısını yüreğinde hisseden” kişi diyordu devrimci için. Deniz ise, inandığı için, hissettiği için “halka rağmen halk için” gibi cuntacı militaristliğe inat “halkla beraber halk için” sloganıyla devrimci mücadeleyi seçti. Dahası zor ama kesin olanı seçti. Bu kavgada isimlerin önemi yoktu; bir Deniz gider, bin Deniz gelirdi. Aslolan devrimci mücadeleydi. Bunun için halkla bütünleşti. Yaptığı bütün eylemler ve ortaya koyduğu bütün fikirler halkındı. Halk “asil evladına” her zaman sahip çıktı.
“Gerçek milliyetçiler devrimcilerdir”
Deniz Gezmiş ve 7 devrimci arkadaşı İstanbul Üniversitesi’nde faşistlerin silahlı saldırısına uğrayıp tutuklandıklarında Devrimci Öğrenci Birliği (DÖ böyle haykırıyordu bildirilerinde:
“Gerçek milliyetçiler devrimcilerdir, öğrencilerdir”.
Bu sıradan bir iddia değildi; aksine tarihsel bir gerçeğin ta kendisiydi. Milliyetçi olunmadan devrimci olunmaz. Bunu Mustafa Kemal’den öğrenmişlerdi. “Biz Mustafa Kemal gençliği olarak Amerikan emperyalizmin ve onların çömezlerini Türkiye’den atıncaya kadar savaşa devam edeceğiz!” diyerek mücadele ediyorlardı.
Deniz Gezmiş için milliyetçilik “gayri milli olan her şeyle savaş” olarak tanımlanabilir. Gayri milli demek Amerikan emperyalizmine, kültür emperyalizmine, yozlaşmaya, batılılaşmaya, bireycileşmeye yani bu millete ait olmayan ve bu milleti bölmeye çalışan her şeye karşı çıkmak demektir.
“Dil, toprak, iktisadi yaşantı birliğinin ve ortak kültür biçiminde beliren, ruhi şekillenme birliğinin hüküm sürdüğü, tarihi olarak teşekkül etmiş istikrarlı bir topluluktur.” diye adlandırdığı milleti savunanlar milliyetçiler, devrimciler cephesi olarak belirirken bunların karşısına emperyalizm, işbirlikçi sermaye, feodal gerici cephe konumlanmıştır.
Gayri milli cephe, emperyalizmin cephesidir. Emperyalizm, milleti millet yapan bütün değerlere karşı milleti etnisite yapan ırk gibi, milleti ümmet yapan din gibi, milleti birey yapan kapital gibi silahlarıyla saldırırken, ırka karşı ulusu, ümmete karşı laikliği, kapitalizme karşı sosyalizmi savunan devrimciler emperyalizmi yok etme kararlılığını gösterirler.
Deniz’leri devrimci yapan emperyalizm ise, Deniz’leri milliyetçi yapan direnme mücadelesidir. “Kurtuluş Savaşı, Türkiye halkının emperyalizme ve onun emrindeki dahili güçlere karşı verdiği bir direnme savaşıdır.” diyen Deniz’e yol gösteren elbette Mustafa Kemal’dir. Elbette bu kavgada yoldaşları Türk Milleti’dir.
Deniz Gezmiş Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü’nde. Önde Türk bayrağı taşıyor.
Deniz’in mirası: devrimci karakter
Devrimci kararlılık; içinde bulunduğu koşullar ne kadar elverişsiz olursa olsun emperyalizmi yok etme ihtimalinin hiçbir zaman yok olmadığını ispatlayacak fikri eylemle buluşturmayı amaç edinir. Bu amacın ulaşacağı tek bir sonuç vardır: O da, “mutlak zafer”... Mutlak zaferi ezilen uluslar ilk defa Anadolu’da Mustafa Kemal sayesinde görmüşlerdir. Bir halk bütün varlığıyla büyük bir devrimci kararlılıkla topyekûn savaşarak emperyalizmi bütün yoksunluklara rağmen yenebilmiştir.
Deniz’leri kucaklayan, mücadeleye iten yine bu halkın devrimci kararlılığıdır. Kendilerini İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak görmelerinin bir nedeni, emperyalizmin Türkiye’deki varlığıysa diğer bir nedeni bu halkın emperyalizmi yenebilme potansiyelinin devrimci kararlılıkla harekete geçme ihtimalidir. Aksi zaten tarihsel evrime aykırıdır.
Yüzyıllar geçse de emperyalizm ezilen uluslara hep kaybetmiştir. Cezayir örneğinde olduğu gibi, emperyalizmle mücadele nesilden nesle aktarılmış, bir gün emperyalizm yenilmiştir.
Yine ABD’ye bakın, ezilen uluslara onlarca defa saldırmasına ve işgal etmesine rağmen bugün hâlâ bir mutlak zafere ulaşmamıştır. Küba, Vietnam, Laos, Irak... Eklenecek onlarca örnek... Çünkü emperyalizmin tarihinde böyle bir zafer olmamıştır, olmayacaktır.
Deniz Gezmiş, emperyalizmin yenilebileceğine inandığı için bu yola çıkmıştı. İçinde bulunduğu koşullar bugün olduğu gibi dün de emperyalizmle mücadele koşullarıydı. Irak neyse, Vietnam oydu. Filistin nereyse, Küba orasıydı. Mücadeleden kaçmak, mücadelenin şiddetini azaltmak, mücadeleyi bireyselleştirmek, emperyalizmin lehine bir durumdu.
Oysa Deniz’ler daha 20’li yaşlarda olmasına rağmen bu tespitlerin ışığında kavgaya atıldılar. “Sayının azlığına, düşmanın çokluğuna bakmadan” girdiler bu onurlu kavgaya. Tarih belki de biyolojik yaşlarının üstünde sorumluluk yüklemişti onlara. Belki de altından kalkamayacakları bir sorumluluktu bu; fakat Deniz’leri devrimci yapan şey de buydu. Devrimci teorilerini, devrimci ahlâkın çerçevesinde devrimci pratiği göstererek kabul etmişlerdi bu sorumlulukları. Sonu ölüm de olsa aslolan zaferdi.
Belki de Deniz’in Türk devrim tarihine en büyük katkısı, oluşturduğu devrimci karakterdi. Nesilden nesle geçecek devrimci bir miras. Öyle bir miras ki; “Deniz olmak kolay değildir; ama Deniz olunmadan vatanı yaşatmak mümkün değildir.” dedirtecek bir miras…
“Güya demokrasi ve medeniyet adına…”
35 yıl sonra emperyalizm bütün şiddetiyle ezilen uluslara saldırırken, devrimci mücadele sekteye uğramadan devam etmektedir. Mücadele bayrağını Deniz, Mustafa Kemal’den devralmıştı. Bugün ise bizler Deniz’lerden alıyoruz... Mücadelenin adı, dönem dönem değişse de kendi hiçbir zaman değişmedi. Dün tanklarıyla, silahlarıyla saldıranlar bugün demokrasileriyle, medeniyetleriyle bizlere saldırmaktadırlar. Elbette nerde bir saldırı varsa orada mazlum direnecektir.
“Kurtuluşa kanla, ateşle varılacaktır. Talan ettiğiniz bu vatan, esaretinizden mutlaka kurtulacaktır. Geri kalmamızın, sefaletimizin sebebi sizlersiniz… Güya demokrasi ve medeniyet adına yaptıklarınıza hâlâ devam ediyorsunuz…”
Kimbilir Deniz bu sözleri belki bugün için söylemişti; ama fark etmeyen bir gerçek vardı: Emperyalizm yine aynı emperyalizmdi ve oyunları yine aynı oyunlardı. Bunun için “cici demokrasi” oyunlarıyla, “medeniyetler ittifakıyla” emperyalizmi alt etmek mümkün değildir. Aksine emperyalizmi zahmetsiz bir şekilde hedefine ulaştıracak yöntemlerdir.
Bunun için halk meclisine güvenmiyor, bunun için halk her şeye inat Batı medeniyetini kabul etmiyor. Bildiği bir şey var ki, demokrasi denilen şey araç da olsa amaç da olsa emperyalizmindir.
Batı medeniyeti dediği şey ise, sömürü ve kan üzerine kurulmuştur. Bugün milyonlar gericiliğe ve bölücülüğe karşı meydanları doldurduğunda tek gerçeğin kendisi olduğunu biliyor. Demokrasi de, medeniyet de palavra. Söz konusu vatan olduktan sonra halk emperyalizmle karşı karşıya gelmekten hiçbir zaman çekinmez. Tıpkı Deniz’ler gibi, Tıpkı Mustafa Kemal’ler gibi. Onlar korkmadan, demokrasi palavralarına inanmadan, halkla birlikte mücadeleye başladılar.
Deniz, ne asiydi ne maceracı... O içimizden biriydi...
Herkes hatırlar o meşhur fotoğrafı; Deniz hapiste, belki de yakında öleceğini biliyor. Ranzasının üstüne bağdaş kurmuş, sanki yarın yeni bir kavgaya atılacak gibi heyecanla “TÜRKSOLU” okuyor. İşte Deniz’i arayanlara o fotoğraf dünden bir cevap gibi karşımızda duruyor. Yeni doğmuş bir çocuğun açlığı kadar gerçek, yılların eskitemediği bir çınar gibi dik. İşte Deniz yükselen her mücadele bayrağında devrimci bir karakter olarak arşa uzanıyor.
Ölüm, nereden bakılırsa bakılsın yine bir ölümdür. Oysa devrimci kavgada düşen yiğide bakılmaz, yerine yeni bir sıra neferi gelmiştir. Mücadeleye atılan her yiğit bilir, sıra kendisine geldiğinde arkasına bakmadan gider, sanki düğüne gidiyormuş gibi ölüme.
“Düşmesin bizimle yola,/Evinde ağlayanların gözyaşlarını,/Boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar…” dizelerinden anlaşıldığı gibi Deniz’lerin sorumlu olduğu tek şey devrimdir.
Bunun için devrimci mücadele içerisinde ölümün sıradanlığını kabullenmek bu mücadeleye girenin sınırının yine kendisi olduğunu gösterir.
“Aslolan yaşamaktır, Ölümü yenebildiğin her yerde”
Kaç defa yenmişti Deniz ölümü? Cevap olarak hiç kuşkusuz “çok kez” diyebiliriz. Daha yakalanma anında son kurşununu kullanamayacak kadar korkak değildi. Aksine bu mücadeleye verebileceği çok şey vardı, onurlu bir ölümün sınırlı katkısından daha fazla şeyler. Savunulacak o kadar çok değer var ki, en onurlu ölüm bile bazen o değerlerin önüne geçer. Deniz darağacına yürürken yiğitçe, acaba kaç defa ölmüşlerdi cellatlar? Deniz savunmasını mahkeme koridorlarında haykırırken sığınacak bir vicdanları bile olmayanlar ne yaptılar düşünsenize.
Biz ezilenler hiçbir zaman ölülerimizi kutsamayız. Bugün kutsanan ölümler ancak, sömürü üzerine kurulan medeniyetlerini ayakta tutmak için uydurdukları hayali kahramanlarını mitleştirenlerdir. Bunun için Batı her zaman bir kahraman yaratma edasıyla uğraşıp dururken, Doğunun devrimci yiğitleri o uydurdukları kahramanlara inat, ölüme şenlik havasında giderler. Doğu’da aslolan milletir, devrimdir. Deniz Gezmiş ve arkadaşları o milletin asil evlatları, devrimin yiğit sıra neferleridir. Bugün Deniz’lerin mirasına sahip çıkanlar, batının kahramanlık palavralarıyla kendini mitleştirip pazarlayanlar Deniz’e en büyük ihaneti yapanlardır. Deniz’i Deniz yapan mücadeledir, devrimdir. Devrimden kopartılan Deniz Batının kahramanlarından öteye gidemez. Yine Deniz’den kopartılan devrimse köksüz bir ağaca benzer büyüyemez.
Macera arayanların, asi ruhların devrimci olma ihtimali ne kadarsa Deniz’inde asi ve maceraperest olma ihtimali o kadardır.
Devrimciyle asiyi ayıran en önemli fark:
Asi, haksızlığa karşı isyanını bireysel yapar ve bir kahraman olma hevesiyle marjinal eylemlerde bulunur. Oysa devrimci, haksızlığa karşı başlatacağı isyanı yine halkıyla yapar ve halkının potansiyelini akılcı olarak değerlendirir.
Deniz’i asilikten, marjinaliteden uzak tutan, onun devrimci karakteridir. Herkes bıçak kemiğe dayandığında asi olabilir; ama herkes devrimci olamaz.
|