seyficakmakli
Yönetici
| Mesaj: 186 |   |
|
Cevapla:ALEVİLİK İSLAMIN İÇİNDE BİR MESHEPMİDİR - 01/04/2007 08:39
--------------------------------------------------------------------------------
İslam nedir? Seyyid Ebül-Vefâ:
- Hangi İslam’ı soruyorsun? Senin İslam’ından mı soruyorsun, yoksa benim İslam’ımdan mı? Diye söyleyince o zat: - İslam iki türlüdür mü diyorsun? Dedi. Seyyid Ebül-Vefâ: - Evet, iki türlüdür. Sizin İslam’ınız, imanınız aynıdır. Sen, Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur, Muhammed Mustafa Hak peygamber diye dilinle söyler, kalbinle buna inanırsın. Allah’ın ve Resulü’nün emrini tutup onunla amel edersin. Ama bizim İslam’ımız bazı değişiklikler içerir. Şöyle ki: biz imanın yanında, hiçbir zaman Allah Tealâ’dan gafil olmamak islam’dır deriz. Sizin orucunuz ramazanda fecrin ağarmasından güneş batıncaya kadar yemeden içmeden kesilmek ve akşam olunca da iftar etmektir. Bizim orucumuz ise; yiyeceklerden giyeceklerden ve bütün kâinattan uzak durmaktır. Bizim için esas önemli olan, bütün ahlak bozucu şeylerden uzak durmaktır. Zekât’a gelince; altından bu kadar, gümüşten şu kadar ve davardan şu kadar deyip, fıkıh kitaplarında açıklandığı gibi verirsiniz. Bizim zekât’ımız, mevcut olan her şeyi fazla fazla vermektir. Allah katında makbul olan nesnelerle zenginlik hâsıl edip, bütün varlıklardan el çekmektir.
“Kişinin dini aklıdır; aklı olmayanın dini yoktur.” Hz Muhammed
Şeriatın sözleri hakikatsiz bilinmez Hakîkatin sözleri tarikatsız bilinmez[1]
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Savm-ı salat[2] ü hac sanma biter zâhid işin İnsan-ı Kâmil olmağa lazım olan irfân imiş
Kande gelir yolun senin ya kande varır menzilin Nerden gelüp gittiğin anlamayan hayvan imiş
Mürşîd gerektir bildire Hakk’ı sanma HAkk’el yakîn Mürşîdi olmayanların bildikleri gümân imiş
Her mürşîde dil verme kim yolunu sarpa uğradır Mürşîdi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş[3]
Niyazi Mısri
Hacı Bektaş Veli ise; “Ey derviş bil ki, oruç üç derecedir. Birincisi halk(avam) derecesi, ikincisi seçkinlerin(havas) derecesi ve üçüncüsü ise seçkinlerin seçkinleri derecesidir. Birinci derece orucu, karnı ve cinsel organları orucu bozan şeylerden korumaktır. İkinci derece orucu, gözü namahreme bakmaktan, kulağı uygun olmayan sözleri duymaktan ve dili konuşmaktan korumaktır. Üçüncü derece orucu ise peygamberlere ve evliyâlara mahsustur ki, bunlar gönlü Hakk’tan gayri şeyden korurlar. Nitekim Hz. Ali “dünya bir gündür ve orada bizim için oruç vardır”.Demek ki, onun bütün ömrü oruç tutmakla geçmiştir”[4]
“Namaz, oruç, haç ve zekât gibi ibadetlerin sonu yoktur. Salâtın sonu ilâhi olgunluk; zekâtın sonu gönlü Hakk’ın sevgisine yer vermektir. Orucun sonu Hakk da zenginleşerek yaratılış unsurlarından uzak durmaktır. Bu nedenle Yüce Allah kutsal kelâmlarından birinde şöyle buyuyor: “Oruç benim içindir ve ben onu mükâfatlandırırım”[5]
“Nitekim peygamberlerin sultanı “Müminin kalbi Allah’ın arşıdır”.Zahidin yetmiş yıllık ibadeti arifin saatlik tefekkürüne eşittir.”[6]
“Demek ki beş vakit namaz, insanın yavaş yavaş alışması, sürekli kılması içindir. Onlar “Salât edip salâtlarında devamlı olanlar”[7]
Yüce Allah ibâdet ve hizmeti, kulları yavaş yavaş Allah’a tapan kimseler olsunlar ve kendilerine tapmaktan kurtulsunlar diye emir buyurdu. Tıp ki annenin ilk önce yemekleri parmağının ucuyla tattırdığı, giderek yemeğe alıştırıp sütten kesildiği bir bebek gibi süt emen bir bebek gibi. Aynı şekilde dünya ve onun zevkleri de anne sütü; ibadet, marifet, hikmet de yemek gibidir. Demek ki beş vakit namazın insanın yavaş yavaş alışması ve namazı sürekli kılması içindir.Onlar “salât edip salâtlarından devamlı olanlar” topluluğuna katılırlar.Oturup kalkmaları ve yaşamları bu sofradan olanlar,Allah ile vardırlar,hiçbir zaman ölmezler.Bu sofradan nasibini almayanlar ise daimi namazın zevkini alamazlar.[8] “Arş u ferş (gökyüzü ve yeryüzü) arasında çok nesneler vardır. İllâ âdemden ulusu yoktur” Âriflerin taatı(Allah’a itaat) tefekkürdür, hem dünya ve ahreti terkdir. Kur’an-ı Kerim Ahzab suresş 41–42. ayetinde “Ey inananlar! Allah’ı çok anın, o’nu sabah akşam tespih edin” denilmektedir. Zikrin çokluğundan maksat gönülden zikrdir, çünkü dil zikri daimi olmaz. Hz. Mevlâna; namazın ruhu namazdan efdâldir(daha değerli).İmân namazdan efdâldir. Zira namaz beş vakitte ve halbuki imân daima farzdır; ve namaz edâdan (kılındıktan) sonra sâkıt (değersiz, geçmiş) olur ve te’hirine ruhsat (ertelenmesine izin) vardır. İmân hiçbir özü ile sâkıt olmaz ve te’hirine ruhsat yoktur. Namazsız imân fâide verir ve münafıkların namazı gibi imânsız namaz fayda vermez. Ve namaz her dinde bir türlüdür ve imân hiçbir dinde tebeddül etmez(değişmez).[9]
Yunus Emre ise:
Zahir suya banmadan, el ayak deprenmeden, Baş sücûda inmeden kılınır tâatımız. Ne Kâ’be vü ne mescüt, ne rükû ve ne sücûd, Hakk ile daim becit olur münacatımız.[10]
Abdestimiz namazımız doğruluktur tâatımız Aşk ile bağladık kamet, safımızdan kim ayıra[11]
* * * * * *
Şer ile hakikatın vasfını diyem sana: Şeriat bir gemidir, hakikat onun deryasıdır. Ne kadar muhkem ise tahtaları geminin, Deniz mevc urucağız onu uşadasıdır.
Bundan içeri haber işit, söyleyeyim ey yâr: Hakikatın kâfiri şer’in evliyasıdır. Şûride olanların bi nihayet dünyada Akıl, gönül, fehîm, can fikir onun nesidir?[12]
* * * * * * * Ol benim derse reva,benliği bilen hata Terk eder kendin rıza,aklı koyup aşk’uyan Âşıkları sorarsan bî mezheb ü bî millet Yolda kalıptır,sakın geceyle gündüz sayan.[13]
Sözleri ile İslam’ın farklı şekillerde yorumlanmasının özüne zarar vermeyeceğini, aksine daha da yücelteceğini gözlemliyoruz. Her velinin bir zahir bir de batın tarafı vardır. İçinde bulunduğu sosyal çevre gereği zahiri tarafı reddedemez, hatta örnek olmak için uygulamak zorunda olur. Ama esas tarafı batın tarafıdır. Çünkü mâna âlemine batın ile varılır. Zahir tarafı batına geçmek için bir araçtır.
---------------------------------------------------- kaynaklar: Dursun Gümüşoğlu,"Tâcü'l Arifîn. Es-Seyyid Ebu'l Vefâ Menakıbnâmesi",can yayınları Dursun Gümüşoğlu-Rıza Yıldırım "BEKTAŞÎ ERKÂNNÂMESİ",Horosan Yayınları
[1] İstanbul Maarif Kütüphanesi, “Niyazi Divanı”,s.190
[2] Savm: Oruç, Salât: Namaz, Zahid: İbadet eden, İrfan: Anlayış
[3] İstanbul Maarif Kütüphanesi, “Niyazi Divanı”,s.169
[4] Makalat-ı Gaybiyye s.41
[5] Makalat-ı Gaybiyye s.42 Ankara Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Araştırma Merkezi
[6] Makalat-ı Gaybiyye s.48
[7] Meraic Suresi 21. Ayet
[8] Makalat-ı Gaybiyye s.53
[9] Ahmet Avni Konuk, “Fîhî Mâ Fîh” Mevlâna Celleddin Rumî, İz yayıncılık s.32
[10] Abdulbaki Gölpınarlı “Yunus Emre”,Milliyet Varlık Yayınları s.106
[11] A.g.e s.73
[12] A.g.e s.104
[13] A.g.e s.89 Sücûd: Secde etmek, Tâat: İbadet, Becid: Çabuk, Mevc: Dalga, urur: Vurur, Münacat: Dua, yakarış, Şer: Allah emirleri, Şuride: Perişan, Bî mezheb ü bî millet: Hiçbir mezhebe ve dine mutlak bağlı olmayan, Uşadasıdır: kırılır
|