nihat
Kullanıcı
| Mesaj: 377 |  |
|
Cevapla:Alevilik Hakkında. Hepimiz Müslüman Değilm - 19/01/2008 15:46
biz aleviler bir çok sunni kesimince müslüman olarak görülmemekedir bundada çok yanılıyorlar aslında aleviler Kur’an’ın ne amaçla indirildiğini ve Tanrı’nın insanlardan ne istediğini gerçek boyutlarıyla keşfetmiş, yüce Allah’ın bitip tükenmeyen vahyine teslim olup hakiki Müslüman olma mertebesine ulaşmış kimselerdir.kısaca alevilerin özü budur eger gerekli araştırmaları yaparsanız alevilere hak verceksiniz bir cok sünni de sizin gibi düşünürken alevilig araştırnca gercegi görmüşlerdir aleviligin araştıılmaında göreceksinizki anadoluda türklügü yaşatn da alevilerdir türkçe konuşup türkçe okumuşlardır bunuda bütün süni kesim kabl etmektedir anadolunun türklesmesi türk kalması alevilerin sayesindedir -----------------------------------------------------------
aleviler ve kuranı kerim hakkında
Aleviler, Kur’an’ın Tanrı tarafından gönderilen son kutsal kitap olduğuna inanırlar. Aynı şekilde Kur’an’dan önce gönderilen diğer kutsal kitaplara ( Zebur, Tevrat, İncil ) da inanırlar. Ancak bu kutsal kitaplardan ve özellikle de Kur’an’dan ne anlaşılması gerektiği konusunda gerek sünnilerden gerekse şiilerden farklı düşünürler. Bu farklılığın en güzel ifadelerinden biri Seyyid Ali Sultan’ın şu dizelerindedir
Biz bir ayet okuruz, hiç Kur’an’a benzemez Bu bizim imanımız kör imana benzemez.
Osmanlı şeyhülislam ve müftülerinin bir kısmının Alevi / Bektaşiler hakkında söyledikleri; “ Kur’an’ı istihfaf ederler / hafife alırlar…” şeklindeki iddia tamamen iftiradan ibarettir. Aslında bu iddiaların temelinde yatan gerçek şeyhülislam ve müftülerin kendi zahiri anlayışlarını Alevi / Bektaşilere dayatma ve böylece onları da sünnileştirme veyahut bu omazsa onları katletme arzularıdır. Aleviler, sünniler veya şiiler gibi Kur’an’ın zahiri anlamlarına takılıp kalmazlar. Ondaki özü temel alırlar. Yine bilirler ki, Kur’an’ın pek çok ayeti zamana ve mekana kayıtlıdır. Dahası sadece indiği dönemdeki insanları ilgilendiren, sadece Araplara özgü olan; dolayısıyla tüm çağlara ve tüm coğrafyalara şamil olması mümkün olmayan ayetlerin toplamı Kur’an’ın büyük bölümünü oluşturur.
Alevi / Bektaşilerin Kur’ an’a yaklaşımları son derece farklıdır. Alevi / Bektaşiler; Kur’an’ın yüzeysel anlamından ziyade içsel anlamının önemli olduğunu savunurlar. Kur’an’ın pek çok ayetinin Sünni ve Şiilerce yanlış anlaşılmakta olduğuna inanırlar. Onların, sadece yüzeysel / zahiri / dışsal anlamlarla yetindiklerini, içsel / batıni anlamlara ulaşamadıklarını ileri sürerler. Nitekim Kur’ an’ın yüzeysel / zahiri anlamlarının yanında içsel / batıni anlamlarının da olduğunu bizzat Kur’an’ın kendisi söylemektedir.
( Sünni ve Şii Müslümanlar, Kur’an’ın her hükmünün ve her ayetinin her çağda ve her coğrafyada geçerli olduğunu yani Kur’an’ın tümüyle evrensel ve zaman üstü olduğunu ileri sürerler. Ancak yine de Kur’an’daki pek çok hükmü uygulamazlar. Uygulamadıkları hükümlerin aslında uygulanamaz hükümler olduğunu görmek istemezler. Üstelik bu gerçeği asırlardır söyleyen Alevi / Bektaşi / Batıni kitlelere karşı da geçmişte olduğu gibi bugün de mütecaviz bir tutum sergilerler. ) Aleviler, Kur’an’ın gerçek yorumunun ve içsel anlamının başta Hz. Ali olmak üzere tasavvufi derinliği olan kişilerce keşfedildiğini / keşfedilebileceğini savunurlar. Nitekim Hz. Muhammed, Hz. Ali’yi ilim şehrinin kapısı olarak nitelemiş ve ona Kur’an’ı anlamak noktasında en yüksek payeyi vermiştir. Onu kendi yerine vasi tayin etmesi de bu nedenledir.
Kur’an’ın içsel anlamları olduğunu yani müteşabih olduğunu kabul eden ve bu yönde çok ciddi ve bilimsel araştırmalar yapan çağdaş / yaşayan Sünni din bilginleri de bulunmaktadır. Özellikle Fazlur Rahman, Yaşar Nuri Öztürk ve Hasan Elik bu konuda öne çıkmaktadır. Hatta Yaşar Nuri’ye göre Kur’an’ın yüzde doksanı müteşabih, başka bir ifadeyle içsel anlamlıdır. (6) Bugün modernist tabir edilen kimi Sünni din bilginleri tarafından yeni yeni ortaya atılan görüşleri Alevi / Bektaşi önderleri yüzyıllardır dile getirmektedir.
Kur’an’ın zahiri / dışsal anlam ve yorumlarının günümüz dünyasına yanıt veremediği artık apaçık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Zahiri / dışsal anlam ve yorumların sadece bu çağda değil geçmiş dönemlerde de toplumsal yaşam bağlamında pek çok sorunlara yol açtığı tarihsel olarak sabittir. Yüzyıllar sonra da olsa Sünni ve Şii din bilginleri Alevi / Bektaşi yaklaşımının doğruluğunu kabul etmek zorunda kalacaklardır.Bilindiği gibi Alevi / Bektaşiler, sadece hukuksal ve sosyal anlamda değil ibadetler ve akaid ile ilgili ayetlere de batıni / içsel yorumlar geliştirmişlerdir.) Alevi / Bektaşileri haklı çıkarmaktadır. Gerçi Alevi / Bektaşiler Sünni din bilginlerinden kendilerinin haklı olduğunu kabul etmelerini beklememekte ve buna gereksinim duymamaktadırlar. Onlar zaten tarihsel ve bilimsel olarak haklı olduklarını bilmektedirler. Bu biliş sadece bilme düzeyinde değil, bir iman mertebesindedir.
ALEVİ RİTÜELLERİNDE KUR’AN’IN YERİ
Alevi ritüelleri denilince ilk akla gelen Cem ayinidir. Cem ayini Aleviliğin temel ibadetidir. Cemsiz Alevilik olmaz. Dolayısıyla Cem, Alevileri diğer inanç topluluklarından ayıran en temel unsurlardandır. Hadisenin daha da berraklaşması için söyleyelim ki, samimi bir Alevi / Bektaşi için Cem ayininden daha yüce ve kutsal bir ritüel / ibadet yoktur. Tıpkı Muharrem orucundan daha kutsal ve yüce bir oruç olmadığı gibi. Ve yine insanların kalbini / gönlünü kazanmaktan daha kutsal ve yüce bir hac olmadığı gibi. Bu söylemlerin Sünni ve Şii müslümanlar için ne denli şaşırtıcı olduğu ortadadır. Ancak bunlar Alevilerin asla vazgeçmeyecekleri ve asla terketmeyecekleri olmazsa olmaz ilkelerdir. Bunlardan yahut bunların her hangi birinden taviz veren ya da bunların birincil olma özelliğini ikincilliğe indirgeyen bir kimsenin Alevi / Bektaşi olması imkansızdır
Cem ayininde Kur’an’dan kimi bölümler okunmaktadır. Bunlar; Fatiha Suresi, İhlas Suresi ve Nur Suresi’nin 35,36. ayetleri ve Kerbela katliamı için söylenen mersiyeden evvel Hazreti Hüseyin ve yoldaşlarının maruz kaldığı sususuzluğa dikkat çekmek için, Tanrı’nın herşeyi sudan yarattığını bildirdiği söz konusu ayettir. Bahse konu sure ve ayetlerin tümü Türk dilinde okunmaktadır. Bunların dışında hemen hemen başkaca hiçbir ayet okunmamaktadır. ( Cem başlamadan evvel dede / babanın yaptığı dinsel söyleşi hariç.)
Aleviler ve Kur’an konusunu ulaştığımız sonuçları maddeleştirerek sürdürelim:
1. Kur’an, Allah’ın gönderdiği son kutsal kitaptır. 2. Allah’ın vahyi Kur’an’la son bulmuş değildir. Vahiy süreklidir. Çünkü vahiy rahmettir. Ve Tanrı’nın rahmeti sonsuzdur. Ancak sürmekte olan vahiy nebevi / peygamberi bir vahiy değildir. Çünkü peygamberlik Hazreti Muhammed’le sona ermiştir. Tanrı’nın sonsuz olan vahyi bilimdir. Bilime uymak, Allah’ın insanoğluna bahşettiği en büyük nimet ve lütuf olan akla uymak demektir. Nitekim Kur’an’da; “ aklını işletmeyenlerin üzerlerine pislikler yağdırılacağı “ buyurulmaktadır. İşte bu nedenle Hünkar Hacı Bektaş Veli; “ Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” Demektedir. 3. Kur’an, bir öğüt kitabıdır. 4. Kur’an’dan öğüt alabilmek için onu anlamadığımız bir dilde değil anadilimiz olan Türk dilinde okumalıyız. 5. Kur’an’ın ayetlerinin çoğu müteşabihtir. Bu nedenle yorumu da kişiden kişiye veya sahip olunan anlayışa ya da yaşanan yere ve mensup olunan topluma göre farklılık arzetmektedir. 6. Kur’an’a dayanarak din devleti talep etmek, anti laik sistem isteminde bulunmak ( Şeriatçılık yapmak ) Kur’an’ı anlamamak veya maksatlı bir biçimde saptırmak demektir. 7. Yedi uluların deyişlerini / nefeslerini okumak da Kur’an okumak gibi sevap ve mübarektir.
İşte, Alevi / Bektaşi yoluna intisab eden gerçek müminler, zahiri / dışsal sığlıktan kurtulup batıni derinliğe ulaşarak Kur’an’ın ne amaçla indirildiğini ve Tanrı’nın insanlardan ne istediğini gerçek boyutlarıyla keşfetmiş, yüce Allah’ın bitip tükenmeyen vahyine teslim olup hakiki Müslüman olma mertebesine ulaşmış kimselerdir. Onlar, büyük Hünkar’ın, “ Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” Buyruğuna boyun eğerek bilimin aydınlatıcı ikliminde yaşamaktadırlar.
Alevi / Bektaşiler, İnsanın yeryüzünde Tanrı’nın tecellisi olduğuna inanmakta dolayısıyla insanı okumanın, onu anlamaya çalışmanın ve insanı insan yapan en önemli değer olan akla teslim olmanın gerçek mümin olmak demek olduğuna iman etmektedirler.
Sözlerimizi yine Alevi / Bektaşilerin serçeşmesi Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin bir sözü ile bitirelim:
“ OKUNACAK EN BÜYÜK KİTAP İNSANDIR. “
.
İletiyi düzenleyen: nihat, de: 19/01/2008 15:50
|