Kaptan
Kullanıcı
| Mesaj: 55 |   |
|
nıyaz nedır - 17/12/2006 02:26
ALEVÎLİKTE NİYÂZ YA DA SECDE
Alper ÇAĞLAYAN
Araştırmacı - Yazar Niyâz Türk Dil kurumu Sözlüğünde şöyle tanımlanıyor: “is. (niya:z) Far. niyâz yalvarma, yakarma.”(1) Aynı sözlükte secde ise şöyle tanımlanıyor: “is. Ar. Namaz kılarken alnı, el ayalarını, dizleri ve ayak parmaklarını yere getirerek alınan durum.”(2)
Niyâz, Meydan Larousse Ansiklopedisinde şöyle anlatılıyor:
“Niyaz: i. (fars.niyâz), Esk. Yalvarma, yakarış, rica. ANSİKL. Tasav. Tasavvuf diline, islâm dini aracılığıyle giren niyaz kavramı, Tanrı’ya yalvarmak; dileğinin olması, suçlarının bağışlanması için yakarmak anlamına gelir. Niyazın iki anlamı vardır. Biri Tanrı katında herhangi bir dileğin kabul edilmesi, yerine getirilmesi için yapılan yakarış, bütün güçlükler karşısında Tanrı’ya sığınış, ikincisi, işlenen bir suçtan dolayı bağışlanmak için Tanrı’dan af dileyiştir. Bunun bir başka karşılığı da tazarru’dur. Tasavvuf dilinde niyazın daha başka anlamları da vardır. Bunlar, tarikatlar arasındaki görüş ve inanış ayrılıkları dolayısıyle ortaya çıkmıştır. Tarikatın genellikle mürşit (yol gösterici) adı verilen ulusuna bağlanmak, boyun eğmek (baş kesmek), kutlu sayılan yüce bir makama girerken boyun eğerek eşiği öpmek, kendi gibi düşünen birisine “niyaz ederim” diyerek selâm göndermek, birine para veya armağan vermek niyaz adını alır. Mutasavvıflar, ister tekke uluları katında, ister Tanrı’nın manevî huzurunda olsun, bir dilekte bulunma ve içini olduğu gibi ortaya dökerek arınmak istemeye niyaz derler. Genellikle niyaz bir arınma, özünü, Tanrı dışında kalan her türlü istekten sıyırma, arıtma yoludur. İnsanın her türlü dileği, ümidi, beklemesi niyaz ile bağlantılıdır. Bu niteliği yüzünden niyaz, insanın (bir inanan varlık olarak) kendini ortaya koyuşu, bir bütünlük içinde Tanrı’ya sunuşudur. Büyük sofîlere göre niyaz olmadan namaz olmaz. Niyaz, çok eski inançların biçim değiştirerek tektanrıcı dinlere girmesi sonucu ortaya çıktı. İlk niyazlar, insanların güçlü saydıkları tabiat varlıkları karşısında korku ve ürperti dolu yakarışlarıydı. Zamanla bu ilkel yakarışlar değişti, tektanrıcı dinlerin kurallarına göre yeni anlamlar kazandı.”(3) Alevîlikte Niyâz ya da secde’nin sözlük anlamı, yalvarma, dua etme demektir. Tanrı insanı yaratırken kendi nûrundan kattı. Dolayısıyla insan, Tanrı’nın bir tecellisidir. İnsan kıbledir. İnsana niyâz, Tanrı’ya niyâz demektir. Niyâz (secde), toprağa değil, âdeme (insana) yapılır. Hac 32. âyet gereğince niyâz, Allah’ın kutsadığı nişânelerine hürmet, kalplerindeki Allah sevgisi ve imamların takvâsındandır. Kur’an-ı Kerim’de secde (niyâz) ile ilgili bir çok âyet vardır. Bazıları şunlardır: Bakara, 34: Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem’e secde edin demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı ve böylece kâfirlerden oldu. Hicr, 28: Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben kupkuru bir çamurdan şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.” 29: “Ona şekil vereceğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman,siz hemen onun için secdeye kapanın.” 30: Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler. Sâd, 71: Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. 72: Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın. 73: Bütün melekler toptan secde ettiler. Secde 15: Bizim âyetlerimize o kimseler inanır ki, onlarla kendilerine öğüt verildiğinde, secdelere kapanırlar ve hiç böbürlenmeyerek Rablerine hamd ederler. Bu âyetler nedeniyle insan, toprağa değil, Âdem’in bir uzvu olan eline (yani Âdem’e) niyâz eder. Dört türlü secde (niyâz) vardır: 1- Secde-i Hamd: Allah’ın zâtına yapılan ibâdet secdesidir. Secde sûresi 15. âyet gereğidir. 2- Secde-i Tahrim: Hz. Âdem’e meleklerin yaptığı secdedir ki, Bakara 34; Hicr 28, 29, 30; Sâd 71, 72, 73. âyetler gereğince yapılır. 3- Secde-i Tâzim: Yusuf sûresi 4. ve 100. âyetler gereğince yapılır ki, hürmet ve değer vermeyi içine alır. 4- Secde-i Ubûdiyet: Bağlılık secdesidir ki, 1. ve 2. Akabe biyatlarında ve “Biyat-ı Rıdvan”da Hz. Muhammed’e yapılan “Biat Secdesi” ve Gadir Hum’da Hz. Ali'ye “Vasi-i Resûl” olarak yapılan “Biat Secdesi”dir. Bir adı da “Secde-i niyâz”dır. Pîrlere yapılan secde de, Hz. Ali'yyel Murtazâ’nın evlâdı olarak yapılan biat (ikrâr) secdesidir. Niyâz; bir başka anlamda bir nişâne ile gönderilen haber, dâvet demektir. Niyâz (secde) çeşitli şekillerde yapılır : 1- Secde Niyâzı: Cem âyini sırasında (veya başka bir yerde niyâz edilmesi gerektiğinde) hizmet sahibi veya meydandaki kişi, diz üstü gelir, yere koyduğu sol elinin üstüne sağ elinin parmaklarını koyar ve sağ elinin işaret parmağının üstünü üç kez öper (takbil eder), (Allah, Muhammed, Ali için), sonra diz üstü gelerek kalkar. Çok yaşlılar ve hastalar, secde niyâzı yerine ayakta veya oturarak niyâz da yapabilirler (niyâz alırlar). Gülbank çekilirken yapılan secde halinde ise; alın, parmakların ön tarafında yere gelecek şekilde ve dudaklar hafifçe sağ el işaret parmağı üstüne konularak beklenir. Doğrulmadan önce yine parmak öpülerek niyâz alınır. Bir kaynağa göre(*) Secde Niyâzının başlangıcı şöyle: Allah Hz. Âdem’i yarattı. Hz. Muhammed’in Nübüvvet ve Hz. Ali’nin Velâyet nûrlarını Âdem’in alnına koydu. Allah, Âdem’e kendi nûrundan ruh üfürdü. Âdem aksırarak uykudan uyanır gibi uyandı. Bu sırada bir ses işitti. Rabbine bu sesi sordu. Rabbi, “Yâ Âdem, senin alnına koyduğum Habîbim Muhammed Mustafa ve onun vasîsi, benim velî kulum Ali’nin nûrları birbirine değdi. İşittiğin ses odur” dedi. Âdem, “Yâ İlâhi! Senin sevdiğin o kimseleri ben dahi sevdim. İzzet ve celalin hakkı ve hürmetine, o nûrları bana da göster” dedi. Allah, “Yâ Âdem, sağ elinin ikinci (şahadet) parmağını kaldır, tırnağına bak” dedi. Âdem sağ el şahadet parmağının tırnağına baktı; Muhammed ve Ali’nin nûrlarını gördü. Sevgi ve muhabbetle bakarken “Lâ ilâhe illallah, Muhammed’en Resûlullah, Ali’yyün Velîyullah” dedi. Bu sırada Cebrail, Âdem’in karşısından işaretle, o parmağı selamlamasını istedi. Âdem, parmağını dudaklarına götürerek “Hû” diye kakbil etti. İşte o parmağa şahadet parmağı denmesi Âdem A.S.dan sünnettir. 2- Niyâz alma: Yerlerinde oturan ya da herhangi bir nedenle ayakta bulunan canlar, niyâz etmeleri gerekirse, sağ elin işaret parmağının ucunu dudaklarına hafifçe dokundurarak (öper gibi) “Hû” derler. Her dua ve gûlbank sonunda Pîr’in “gerçeğe hû” diye bağlaması ile tüm canlar niyâz alırlar. Ayrıca, nefes, deyiş ve düvazimam söylenirken, son dörtlükte geçen “mahlas” söylendiğinde de niyâz alınır. 3- Kutsal kişilere izafeten niyâz: Hz.Muhammed, İmam Ali ve diğer imamlar ile Hacı Bektaş Velî’nin ismi her geçtiğinde niyâz alınır ve el kalbin üzerine bastırılarak selavat getirilir. Uzaktan birbirini selamlayan iki can da aynı şekilde niyâzlaşırlar. Bir cemaate (örneğin cemevine) giren kişi de aynı şekilde niyâz alır ve “Hû” der. Niyâzlaşma: Görüşme şeklindeki niyâzdır. İki can birbirini hafifçe tutarak, birbirlerinin sağ omuzlarına dudaklarını dokundururlar. Bulunulan pozisyon, sağ omuzlardan niyâz almaya uygun değilse, kişi, yanındaki canın omzuna veya eline dokunmak sûretiyle kendi sağ elinin işaret parmağını dudağına dokundurarak da niyâzlaşılır. Secde ya da niyâz seccâde üzerinde yapıldığında başka anlamlar yüklenir. Bunu anlamak içinde önce “seccâde”nin ne olduğunu anlamak gerekir. Seccâde: Görgü sırasında ve cem âyininde hizmetler yapılmaya başlamadan önce meydana serilen ve üzerinde hizmetlerin yapıldığı bez ya da dokuma sergidir. Seccâde bir anlamda Nuh’un Gemisidir. Üzerine temiz olarak çıkabilen, tüm belâ ve fenalıklardan kurtulur. Bir anlamda da Mûsâ Aleyhisselam’ın Tanrı ile görüşmeye vardığında ayağının altına serilen ateş deryâsıdır. Üzerine çıkan tâhir (temiz) insanı yakmaz ama eğri kişiyi cayır cayır yakar. Seccâde üzerindeki hizmetler Mûsâ Aleyhisselam’a izâfeten çıplak ayakla yapılır. Seccâdenin evveliyâtı Hz. İbrahim A.S.’a dayanır. Rivâyet edilir ki 4) Cebrâil, Mikâil, İsrâfil ve Azrâil A.S.lar, Hz. İbrahim’e konuk gelirler. Ancak, kurban kesilmedikçe içeri girmeyeceklerini söylerler. Hz. İbrahim bir koç getirerek Azrâil’e teslim eder. Azrâil kurbanı kesip postunu çıkarır ve Cebrâil’in önüne getirir. Cebrâil: “Ya Azrâil, postu İsrâfil’e teslim eyle, o da Mikâil’e teslim etsin; vakti gelince beraber olalım” der. Söylenenler yapılır. Olay şöyle anlatılır: Mikâil postu getirip Cebrâil A.S.ın önüne açıp serdi ve baş indirip secde eyledi. Cebrâil postu eline alıp Hakk Teâlâ’ya niyâz eyledi. Hafiften bir nidâ geldi: “Ya Cebrâil! Postu dört köşe eyle, ben ne dersem onu yap! Ağzını mürekkep, parmağını kalem eyle; postun sağ arka ayağına uzatıp Azzemtü aleyke yâ Ali de! Sonra sol arka ayağına uzatıp Ekremtü aleyke yâ Ali de! Sonra sağ ön ayağına uzatıp Eslemtü aleyke yâ Ali de! Sonra sol ön ayağına uzatıp En’amtü aleyke yâ Ali de!”(5) Cebrâil söylenenleri yaptı. Yine nidâ geldi: “Postun alnından kuyruğuna varıncaya kadâr bir elif (çizgi) çek!” Cebrâil yine söyleneni yaptı. Hat üzerine Lâ ilâhe illallah, Muhammed’en Resûlullah, Ali'yyül Velîyullah yazıldı. Post, dört melek tarafından İbrahim A.S.’a teslim edildi ve “Bu post üzerine izn-i İlâhi ile oturduğunda halifetullah olarak hem nübüvvet, hem de velâyet ile imamlık edesin” dediler. Seccâde, cem âyinlerinde Seccâdeci denilen hizmet sahibi tarafından serilir ve toplanır. Seccâdeci: Kırklar Ceminde Cebrâil A.S.’ın görevine izâfeten, cem âyininde Seccâdeyi serip, hizmet sonunda toplayan ya da toplandıktan sonra teslim alan ve özel yerinde korumaya alan hizmet sahibidir. Halakada postu vardır. Sonuç: Niyâz ya da secde, sözlük ve ansiklopedilerde çeşitli şekillerde tanımlanmış olmasına rağmen, alevî literatürüne uygun tanım olmaktan oldukça uzaktır. Alevî edebiyatındaki tanım tamamen Kur’ansal kaynaklıdır. Bu amaçla kullanılan sözcük bazı yerde niyâz, bazı yerde de secde olarak adlandırılır. Niyâz ya da secde, çeşitli amaçlarla, çeşitli şekillerde yapılır. Genel olarak ibadet amaçlı kullanılan niyâz ya da secde sözcüğü, bazı durumlarda selamlaşmak, izin istemek, istenen izni onaylamak gibi anlamlarda da kullanılır. Seccâde üzerinde yapılan niyâz ya da secde ise tamamen ibadet niteliklidir.
(1) Türkçe Sözlük, T.D.K. Cilt: 2, S.1089, Niyaz maddesi, Ankara, 1988.
(2) Türkçe Sözlük, T.D.K. Cilt: 2, S.1271, Secde Maddesi, Ankara 1988.
(3) Meydan Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedi, 9. c, niyaz maddesi, s.377, Meydan Yayınevi, İstanbul.
(*) Altı Parmak Tarihinden nakille Mustafa Güvenç Dede’nin anlatımı.
(4) Kaynak: Mirazüt Mekasit, s.271.
(5) Bu sözlerin anlamları (sırasıyla); Sen büyüksün ey Ali, ikram sahibisin ey Ali, Sana inandım ey Ali, Sana teslim oldum ey Ali.
|