1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Maraş Katliamı ve Gerçekler

PDF Yazdır e-Posta

Maraş Katliamı 23-24 Aralık 1978 tarihinde gerçekleşti. Bu katliam insanlık tarihine kara bir leke olarak düştü. Maraş katliamını doğru tahlil etmek, “neden” ve sonuç ilişkilerini derinlemesine irdelemek, günümüze de ışık tutacaktır. Bu bağlamda gerçeklerin karartılması yolu ile toplumda yaratılmaya çalışılan bilinç kaybı, yeni nesile tarihsel olguları unutturma yolunu seçen anlayışa karşı da tarihin akıl süzgecinden damıtılan bilinç, irade ve müdahaleyi de gerçekleştirebiliriz.


1978 Sürecinin Tarihsel Gerçekliğinin Analizi
Maraş katliamının gerçekleştiği süreçte devrimci-demokrat muhalefetin yükseldiği tarihsel bir süreçten geçildiğini söylemek, bu sorunun özünü yakalamak açısından gereklidir. Bu muhalefetin özneleri olarak işçiler, yoksul köylüler, öğrenciler, Alevi inancı ve kültürüne mensup geniş bir yelpazede yer alan kitleler ön planda yer alıyordu. Gelişen devrimci-demokrat muhalefet ABD’nin yeni dünya politikalarının yaşama geçirilmesinin de önünde ciddi bir engel teşkil ediyordu.
Neydi bu yeni-dünya konjönktürü? Bilindiği gibi 1970’lerde dünya da petrol krizi olarak bilinen büyük bir kriz patlak vermişti. Bu kriz sonucu kapitalist ekonomi ve politika artık eskisi gibi sürdürülebilirliğini yitirmişti. “Sosyal”-devlet politikası yeni kriz olgusu ile birlikte kapitalist-emperyalist iktisadında büyük tıkanıklara yol açmıştı. 1936’larda başlayan ve yaşama geçirilen “sosyal” devlet politikasının yerinı artık neo-liberal ekonomi politikalar almalıydı. Neo-ekonomi yani parasalcılık; serbest piyasa düzenini, özeleştirmeyi, üretimi ucuz ham madde kaynaklarının bulunduğu ülkelere taşımayı ön gören yeni tarzda ekonomi politika ile içseldi. Bu politikaların yaşama geçirilmesi için başta ABD olmak üzere tüm emperyalistlerin önce kendi evinin içini akabinde arka bahçeleri ve yarı-yeni sömürge ülkeleri dizayn etmesi gerekiyordu. 1970’ler de ,Arjantin ve bir çok Latin Amerika ülkelerinde ve Güney Kore’de Amerika tarafından askeri darbeler gerçekleşti.

Bu tahlil ile bağımızı koparmadan direk olarak 1978’lerin Türkiye konjönktürüne geldiğimizde, dünya da geliştirilen neo-liberal ekonomi politikalara göre ekonominin ve devletin yeniden organize edilmesi gerekiyordu. Ancak ne var ki, sosyalist-devrimci muhalefetin güçlü duruşu emperyalist-kapitalist neo-liberal ekonomi politikaların Türkiye’de yaşama geçirilmesinin önünde en ciddi engel olduğunu söylemeden geçemiyeceğiz. Devrimci-sosyalist muhalefet; hem Türk egemen sınıflarının rahatını bozmuş, sömürü düzenini devam ettirmesinin önünde ciddi anlam da engel teşkil eder duruma gelmişti. Hem de, kapitalist-emperyalist politikaların yaşama geçirilmesinin önünde set olarak duruyordu. Dolayısı ile bu set in, direncin ve muhalefetin kırılması gerekiyordu. Bu anlam da, söz konusu devrimci-sosyalist muhalefetin ezilmesi içinde gerekli ortamın yerine getirilmesi egemenler ve onların ağa babaları açısından bir elzemdi.
Tarihsel olgular ve ilişkilerin zincirleme şekilde bir birine bağlı olduğu gerçekliğinden yola çıkarsak, tarihsel süreçlerde yaşanan her hangi bir olayın bir önceki ya da sonrasından koparılması bu diyalektik ilişkiyi anlaşılmaz kılar. Bu açıdan Maraş Katliamını anlamak için, sürecin kendisini doğru analiz etmek, önceki olayların sonraki süreci nasıl tetiklediğini tespit etmemiz ve bu çerçevede de bugüne ışık tutmamız zorunlu bir ödevdir.

Maraş Katliamı öncesi neler yaşandı? 1 Mayıs 1977 tarihinde, CIA direktifleriyle çalışan kontra gerilla tarafından onlarca işçi katledildi. Bu katliam toplumsal muhalefete verilen gözdağı ve 12 Eylül AFC (Askeri Faşist Cunta) sürecine götüren döşeme taşı işlevi görüyordu. Üniversitelerde öğrencilere yönelik katliamlar geliştirildi. Sonra Maraş katliamı. Maraş katliamı öncesi Maraş’ta bir çok provakasyonlar gerçekleştirildi. Bu provakasyonlar sonucu alevi inancından bir çok insanın evlerinin kapısına işaret konarak katliam başladı. Yüzlerce alevi, devrimci-demokrat bu katliamla katledildi. Katliamın alevi inancına mensup insanlara karşı gerçekleştirilmesi ne tesadüftür ne de tek başına alevi katliamıdır. Bu katliam, gelişen toplumsal muhalefeti ezmeye yönelikti. Aleviler bu toplumsal muhalefeti diri tutan, besleyen, tarihsel olarak direnişçi bir geleneğe sahip olan toplumsal bir olguydu. Göz göre göre geliyorum diyen bu katliamda, Bülent Ecevit’in başkanlığındaki hükümet iktidardaydı. CHP’nin hükümette olması tarihsel bir tesadüf olarak karşımıza çıkmıyor. Öncesinde Koçgiri, Dersim katliamlarının planlayıcısı olarak da CHP hep en ön saflarda yer almıştır. Ne tesadüf ki (!), tarihin ilerleyen sayfalarında da CHP bir ironi olarak karşımıza çıkacak. 1978 Maraş katliamı kitleleri sindirmeyi, örgütlülüklerini dağıtmayı, 12 Eylül AFC’sının gerçekleşmesi için zemin yaratmayı öngörüyordu. Bu katliamın örgütleyicilerinden ve gerçekleştirenlerden biri olarak yer alan faşist Ökkeş Kenger yine tarihin bir ironisi olarak Alevilerin karşısına çıkacaktı. 1978 katliamından sonra Çorum ve Amasya provakasyon ve katliamları gerçekleşti. Bir çok ilerici, gazeteci, aydın ve demokrat katledildi. Bu katliamlar ve provakasyonlar sonucu ABD, Almanya ve onların Türkiye de ki işbirlikçileri 12 Eylül 1980 tarihinde darbe gerçekleştirdiler.

12 Eylül Askeri Faşist Cuntası’nın tank paletleri devrimci muhalefeti ezmiş, sokaklarda devrimci avına başlamış, katliamlarına sokaklarda ve işkence hanelerde devam etti. Artık emperyalistler ve Türk egemen sınıfları için ölü bir toprak yaratılmış, neo-liberal ekonomi politikaların yaşama geçirilmesi için gerekli zemin yaratılmıştı. Demirel’e uygulaması için verilen 24 Ocak kararları (emperyalistler tarafından hazırlanan neo-liberal politikalar) 12 Eylül’ü gerçekleştiren cuntacılar ve onların iş başına getirdiği hükümet tarafından uygulanabilir ve yaşama geçirilebilirdi.

Maraş Katliamı 12 Eylül Sonrası da Devam Etti
Aleviliğin tarihi katliamlar tarihidir. Kendi tarihini bilmeyenlerin hep başkalarının tarihini yazmakla meşgul olacaklarının anlaşılması güç değildir.
12 Eylül sonrası da devletin alevilere karşı inkarcı ve asimilasyoncu politikaları değişmedi. Alevi kitlesini adeta “laiklik”in kitle potansiyeli olarak gören sistem, alevilerin hakları söz konusu olduğunda, elindeki “sol” (CHP, SHP) ya da sağ sopayı kullanmakta bir an bile tereddüt etmedi. 1990 sonrası Sivas’da Madımak otelinde alevi ve aydınlara karşı gerçekleştirilen katliam gerçeklerin üzerini örtemeyecek kadar hafızalara kazılmıştır. Akabinde 1995 tarihinde Gazi Mahallesi katliamı gerçekleştirildi. Ulucanlar ve 19 Aralık hapishane katliamları devletin alevilere, aydınlara, devrimci ve demokratlara karşı bakış açısını göstermesi açısından ibret vericidir. Sivas, Ulucanlar ve 19 Aralık hapishaneler katliamına baktığımızda yine hükümette SHP ve DSP hükümetlerini görebiliyoruz. Bu hükümetler sözde hep “sol” maskeli ve alevilerin oy tabanının olduğu partilerdi. Anlaşılacağı gibi, celladına hayran olan bir toplumsal kültürün yaratılması, bu sistemin geleneğinde var. İşte tam da burası, aleviler açısından bir ayrım çizgisi ve onurlu bir duruşun göstergesi olmak zorundadır. Dersim katliamını bugüne perspektif olmasını isteyen CHP milletvekili faşist Onur Öymen ile aynı platformu paylaşmaktan kaçınmayan ve CHP’nin katliamcı çizgisini savunan bir çok alevi kökenli milletvekillerinin duruş ve tavırlarını doğru ve derinlemesine tahlil etmek zorundayız. Sistemin istediği alevi protipi işte böyle bir kişiliktir. Katliamını alkışlayan alçalmış kişilik, sistemin “alevi” kişiliğidir. Dolayısı ile aleviler açısından yol ayrımı da buradan başlıyor. Haksızlığa karşı boyun eğmeyen, direnen, mücadele eden Alevi kültürü ve yaşam tarzı yerine suskun, silik, kendi celladını alkışlayan bir Alevi kültürü ve yaşam tarzının ikamesi programına karşı, bir proje geliştirmek aleviler açısından kaçınılmaz ve tarihsel bir ödevdir.

AKP hükümetinin sözde Alevi açılımı da Alevileri iki senedir oyalayan, onların taleplerini budayan, manüple eden ve Alevi kültürü, inancı ve kitlesiyle adeta dalga geçen programlamanın adına bugün “Alevi Açılımı” diyorlar. Alevilere yedirmeye çalıştıkları zehirli yemek içinde ki malzemeleri doğru teşhis etmeden ne Koçgiri, ne Dersim, ne Maraş, ne Çorum, ne Sivas, ne Gazi katliamları anlaşılabilir. Bakınız en son örneği “Alevi Çalıştayı”na AKP hükümeti tarafından “davet” edilen faşist Ökkeş Kenger (Şendiller) ile Alevilere karşı verilen mesaj nedir? Maraş Katliamının tetikçisi faşist Ökkeş Kenger ya da nami diğer Şendiller’i “Alevi Çalıştay”ına çağırarak verilmek istenen mesaj, kendi celladınızdan medet ummakla eşdeğerdir. Tarihi boyunca katliamlara maruz kalmış Alevi kitlesi ile adeta alay eden sistemin gerçek niteliğini tüm bu olguların toplamı daha iyi göstermektedir. Aleviler kendi celladı ile arasında ki ayrım ve çizginin silikleştirilmesine, bulanıklaştırılmasına asla müsamma göstermemelidir. Sistem çok ince bir tarzda, Aleviliğin kültür ve inancını tamamen sistem içine entegre etmenin hesaplarını yapıyor. Katliamlarla yapamadığında bunu “Alevi Açılımı” adı altında geliştirdiği yeni-asimilasyon politikası ile yapmaya çalışıyor. Aleviler kendi alternatiflerini kendileri yaratmalıdır. Yıllardır CHP’nin oy tabanı olan Aleviler; CHP’nin Alevilik üzerinde oynadığı katliamcı ve inkarcı rolü görmeli ve CHP’den radikal bir kopuş gerçekleştirmelidir. AKP’nin Alevi sorunlarını sulandırmasına, Alevi telaplerinin budanmasına izin vermemelidir. Tüm alevi kitlesini birleştirecek yeni bir program ve çıkış ile kendi politikalarına yön vermelidir. Maraş katliamının tarihsel anlamının anlaşılması ve yeni katliamların önüne geçmek için, bu eksende bir bilinç geliştirilmesi ve bu bilincin yaşama dökülmesi ile gerçekleşebilir. Tüm bunlara rağmen kimse, sistemin Alevilere yönelik katliamcı politikalardan vaz geçtiği yönünde bir düşünceye kaptırmasın. Alevi kültür ve inancı hala bu toplumda en aydın,ilerici kültür ve inançtır. Hak ve eşitlikten yanadır. Bu açıdan da olsa Alevi kültür ve inancı gericiler açısından bir tehlike olmaya devam ediyor. Burdan itibaren Maraş Katliamını canlı yaşayan amcamın anlattıklarıyla yazımı bitiriyorum.

Anlatım: Canlı tanık, REMZİ SAKA

Öncelikle konuşmama şöyle başlayayım. Olayların öncesinde iki öğretmen okuldan çıktıktan sonra yolda yürürlerken sokakta yolu kesilerek vuruldular.Bu öğretmenlerin ikiside solcuydu,birisi Elbistan (Yapalak’lı) diğeride Maraş merkezdendi. Vurulduklarında acilen hastaneye kaldırıldılar. Yapalak’lı olan öğretmen olay yerinde yaşamını yitirdi, diğer öğretmende yaralıydı, ama kan kaybı çoktu,o yüzden acil kan aradık tüm aramalara rağmen kan bulunamamasından dolayı kan kaybından öldü.O gece morgta kaldı, ertesi gün otopsi yapıldı.Yapalak’lı öğretmenin vücudunda bir kaç kurşun bulundu, ama diğer öğretmende kurşun isabet ettiği yerde görülemediği için, erdoğan ademoğlu Röntgen çekilmesi için bana getirdi. Ben röntgen çektikten sonra kurşunun isabet ettiği yeri tesbit ettim, kurşun göğsüne isabet etmişti.Günlerden Cuma günüydü, Emniyetten müdür muavini telefonla bizi arayıp,acele edin cuma namazına yetişmeden cenazeleri kaldırın millet ayaklanıyor diye uyardı.Cenazeler yıkandı hazırlık yapıldı ama geç kalınmıştı.Alevi olanlar hastanenin bahçesinde toplandılar.Topluluk çekildikten sonra ben aşağıda bulunan bir diğer hastaneye gittim, şimdiki adı üniversite hastanesi.Oraya devamlı yaralılar geliyordu.Öğretmenlerin cenazelerini askeri pikap a koyup yukarı mahalleye getirdiler.Maraşlılar kendi cenazesini alıp götürdü,diğer Elbistan’lı öğretmenin cenazesini bizim evin yanındaki gıjjık dede 'sabri' nin evinin avlusuna getirdik.yakınları gelip aldılar, Mersin de toprağa verildi.Cenazeler gittikten sonra olaylar tırmandı.Her taraftan mahalleyi sardılar.’’Aleviler camii yi yaktı’’ diye halkı kışkırtmışlar,mahalleye girenler bir çok eve girip insanları öldürmüş hatta tanıdığımız bir aileden ismail kalaycı’nın balta ile kafasını kesmişlerdi,kendisi hamallık yaparak geçimini sağlıyordu.Sonra mahmut xan vardı ağabeyimin musaibi, onun evine girip üniversite öğrencisi olan oğlunu öldürdüler.Buna dayanamayan annesi felç olmuştu.Bir kadınıda tecavüz ettikten sonra yukarı zeytinlikte çarmığa asmışlardı buna benzer çok olay devam etti ve mahsum insan,çoluk çocuk kadın demeden benzeri şekilde katledildi.Aynı yerde zeytinlikte bir aileninde evine girerek kadının memelerini nacak ile kesmişlerdi.Askerler geliyordu gece gündüz ama olaylar devam ediyordu.Bulunduğumuz mahalle zaten alevilerin yaşadığı bir mahalleydi.Ben Hastanede eve geldiğimde devamlı ANKARA'da Hayri Öner ile telefonda görüşüyordum kendisi senatör dü.Kendisine telefonda;’’Teyze oğlu hükümetten bize hiç yardım gelmiyor’’ diye konuşup durumu anlattım.Hayri o dönemin Başbakan ı Bülent Ecevit’in yanına gidip olayları anlatıyor. Ama ordan kendisine verilen bilgide, abartılı bir şeyin olmadığını mahallede sadece iki kişinin kavga ettiğini söylüyorlar.Ben dedim sen inanma, olay bildiğin gibi değil hepimizin hayatı tehlikede belki bir saat sonra bende seninle telefonda konuşamıyor olacağım.Bir ara Hayri Öner ile konuşurken telefonları kestiler.Göksun da Dursun Ateş vardı sayılır bir adamdı.Evimin alt katında Kahve vardı, oranın telefonunu aldım ordan kendisine ulaştım,durumu anlatınca o hemen kızını aramış, kızı postanede çalışıyordu gidip telefonları açtı.Bizim eve birinci gün 40 kişiye yakın insan sığındı,kimse dışarıyada çıkamıyordu bir hafta kaldılar yemek bulamıyorduk.yiyecekler bitmişti evimize sığınan insanlar çok zor günler geçirdiler herkes çok korkuyordu.Bir ara dışarıda seslerin geldiğini duyunca balkona çıktım, bir panzer üzerinde türk bayrağı takmış bizim eve doğru önlerinde yarbay’ında içinde bulunduğu arabada geliyordu.Yarbay arabada çıktı bana dedi; ‘’evin üzerindeki milleti evlerine yolla’’, bizim evin çatısında borular vardı onları evimizde kalan komşu akrabalar kenarlara doğru uzatmışlardı,onu gören MHP yanlıları evin üzerinde silahlı adamların olduğunu sanarak ihbar etmişler,iyide etmişler ondan dolayı bizim eve saldıramıyorlarmış sonradan öğrendik.bizim evin aşağısında Yusuf un kahvesi vardı.Kahveye silahlarla saldıran bir gru pateş açınca, İçerdeki gençler vurulmasın diye kapıda kendisini siper eden gıjjık dede kurşunlara hedef olup hayatını kaybetti,25-30 yaralı vardı. Bir kaç gün sonra askerler nihayet gelmişti çevre illerden ,Kayseri de gelen bir asker bizi kurtardı,sonradan öğrendik asker SARIZ’lı kürt ailenin oğluymuş.Yaşananlar çok korkunçtu,bir çok yakınımızı,akrabamızı kaybettik. Bende olayların sonrasında tehdit edildiğim için,can güvenliğimin olmayışından dolayı şu an yaşadığım Almanya’ya geldim ve burdan istifamı yolladım.Eskiden alevi sunni ayrımı yoktu mahallemizde,başkalarının kışkırtmasıyla yalan haberlerle katliam gerçekleşti.Bu yazının yayınlanacağı derginin okurlarına selamlarımı yolluyorum, herkesin gözlerinde öperım.
Bende amcama çok teşekkür ediyorum bana bu bilgileri verdiği için...


Saygılarımla
Seher Yeğin
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Alevilerin Sesi Dergisinden alıntı